Antep, Hakkari, Kastamonu, Çanakkale ve Van da 6 genç askeri kışlada esrarengiz bir şekilde öldüler. Türk genelkurmayı “4 er intihar etti, 2 kişi birbirlerini yanlışlıkla vurdu” dedi.
İşin en dikkat çeken tarafı ölen altı gencinde Kürd ve ya Alevi olması…
1991-2001 yılları arasında resmi rakamlara göre 1,248 kişi intihara kalkıştı, bunlardan 815’i öldü. 2001 yılından bu yana kaç kişinin askeri kışlada intihar süsü verilerek öldürüldüğünü ve ya intihar ederek öldüğünü bilmiyoruz. Milli savunma Bakanı 2011 yılında yaptığı bir açıklamada “son beş yılda askeri kışlalarda 408 kişi yaşamını yitirdi” açıklaması yaptı.
Yılbaşı gecesi Elazığ Poyraz köyü karakolunda intihar ettiği söylenen Lütfü Esmer’in dayısı şunları söyledi: “asker ocağında hep kürd çocukları mı intihar ediyor? Bu askerlik nasıl bir ortamdır ki gençlerimiz hayatlarına son veriyor. Orada neler yaşanıyor ki, bu çocuklar yaşamlarına kıyıyor!”
Kışla içinde yaşanan intiharlarda bir kümeleşme var. Kışladaki intiharların büyük kısmı Kürd, Alevi, Ermeni ve ya devlete muhalif kesimlerden genç erkekler. Evet, çoğunlukla ölenler Türk etnik grubuna mensup olmayan genç erkekler!
Öncelikle intihar süsü verilen cinayetlerin ve ya intiharlara yol açan nedenler Türkiye’de var olan nefret ve ayırımcılıktır. Askerlik yapan bir arkadaşım “Askeri kışladayken 15 ay boyunca askerlik yaptığım için kendimden nefret ettim. Bu nedenle Günlerce aynada kendime bakamadım.” Askerlik bitiminde oradaki anılarını silmek ve askerliği unutmak için kışladayken hiç fotoğraf çekmemiş. “askerde hiç fotoğrafım yok, ama bu fotoğrafsızlık bile askerdeki halimi zihnimden silmeye yardım etmiyor.” Bu askerlik yapan Kürt, Alevi, Ermeni ve Türk olmayan bütün etkin ve dini gruplara mensup erkeklerin ruh halini yansıtıyor.
Askerlik yapmak zorunda olmak birçok Alevi’yi ve kürdü ihanet duygusu içinde hissettiriyor. Çünkü Türkiye cumhuriyeti devleti Türkçüdür ve herkesi Türk olmaya zorluyor; otoriter ve asimilasyoncudur; bütün etnik grupları ve farklı dini grupları yok sayıyor ve inkar ediyor; bir çok defa katliamlar yaptı ve hala soykırım suçunu inkar ediyor ve ayrımcılık yapıyor. Ve bu devletin simgesi, görünen yüzü ordu ve askeri kışla oluyor. İşte bu nedenle katliama uğramış, inkar edilmiş ve yok sayılan etnik, dini ve muhalif gruplara mensup kişiler askeri üniforma giydiklerinde kendilerinden nefret ediyorlar.
Askeri kışlalarda sistemli bir baskı var. Asker kişi bir nesne olarak görülüyor ve edilgen oluyor. Bir bakıma yaşanan bir kişilik tecavüzüdür. Kişilik tecavüzü diyorum çünkü devlet kendi doğrularını, kutsallarını zorla empoze ediyor. Aslında kışladaki intiharların çoğu bunlara isyanı ifade ediyor. Ulus devletin modern köleliğine karşı yapılan bir isyan!
Neredeyse bütün intihar vakaları sonrasında askeri yetkililer “bu kişinin alt yapısında intihar vardı, psikolojik sorunları vardı” diyorlar. Denmez mi ki ‘tamam vardı böyle bir şey ama sen bunu patlattın yani arttırdın ve intihara yol açtın’! Denmeli. Ve denmez mi ki ‘madem intihar eğilimleri vardı o zaman neden bu kişileri askere aldın’!
Açıktır ki askeri kışlalarda yaşanan ölümler birer cinayettir.
Zorunlu askerlik uygulaması var oldukça cinayetler işlenmeye devam edecek! Bu cinayetlerin önüne geçmek için ya askerlik yapmayı reddetmek ve ya zorunlu askerlik uygulamasının sona ermesi gerekiyor.
Devletin kurguladığı asker kişi Bayrak, Vatan, Atatürk ve Devlet için ölür. Oysa bu asker kişiler ya devlet tarafından öldürülüyor ve ya devletin baskıcı uygulamalarına dayanmadıkları için hayatlarına son veriyorlar.
“Ölünecekse vatan için olacak” ve “her Türk asker doğar” söylemi bu intiharlar karşısında anlamsızlaşıyor.
Halil Savda Yazdı
Halil Savda - emek dünyası