İnsan başıboş yaratılmadığı gibi, başıboş yaşayamaz da. Muhakkak yaşama tarzının belli kaideleri olmalıdır. Bir mü’min için bu kaidelerin dayandığı temeller muhakkak Rabbani olmalıdır. Mü’min, Rabbi ile olan ilişkilerinde; daima Rabbani kaideleri ölçü olarak almalıdır. Bu ölçüyü almanın-aldığının ana göstergelerinden biri ise; kulun duasıdır. Başka bir deyişle duada bulunma gayreti, samimiyeti ve içtenliğidir.
Biz burada önce kelime olarak kısaca duanın anlamı ve İslam’daki yeri ve önemi üzerinde durmaya çalışacağız inşallah… Kelime olarak dua; çağırmak, yardım istemek, seslenmek, talepte bulunmak, ihtiyacını gidermesi için birisine müracaatta bulunmak gibi anlamlara gelmektedir… Güçsüzden güçlüye, aşağıdan yukarıya, acizden azize bir arzı haldir ki; böylece aciz olan kul, aziz olan Allah’tan lütuf, ihsan ikram, rahmet bekler… Kul-mümin yaptığı duayla sonsuz güç ve merhamet sahibinin kapısına vardığını bilir ve O zatın kendisini mağdur etmeyeceği inancı içinde olarak; manen bir rahatlık üzere olur… Kendisi de bir güç-kuvvet elde etmiş olur.
Rabbimiz Zülcelal şöyle buyurmaktadır: “…Sana fayda da, zarar da veremeyecek (olana); Allahtan başkasına yalvarma! Öyle yaparsan şüphesiz zalimlerden olursun.”Bu konuda efendiler efendisi Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: ”Dua, ibadetin özüdür.”
Duasız kalmamak gerekir. Mutlaka dua ile her türlü tehlikeye karşı kuşanmalıyız. Aynı zamanda duayı da adabı üzere; gereği gibi etmek gerekir. Yani dua ederken adaba-edebe dikkat edilmelidir. Ayrıca dua edebilecek bir yüze de sahip olmalı; maazallah yüzsüzlük edilmemelidir. Neyi, nasıl, niçin, ne kadar, ne zaman istememiz gerektiği noktasında ölçü üzere olmalıyız.
***
Dua, kul ile Rabbi arasındaki bağıdır, bağlantısıdır. Eğer kul, Rabbine dua etmede ihmalkârlık ediyorsa; kulluğundan ihmalkârlık yapıyor demektir. Zira duasız kulluğun; Allah katında bir değerinin olmadığını bizzat Rabbimiz beyan buyurmaktadır… Ancak dua ile kulluk gerçek anlam bulmaktadır, değer kazanmaktadır.
Dua, insan için bir sığınma olayıdır. Dua bir sekinedir. Gerçek anlamda rahata erme, huzur bulma; ancak dua ile mümkün olabilir. Kalp; gerçek manada dua edince; yaratanına sığınınca tatmin olabilmektedir. Tatmin olduğu vakit, aynı zamanda yaratanın katında da değer bulmaktadır. Dua; çaresizlikten bir çıkış yoludur, takatsizliğe bir takviye güçtür, yalnızlığa en güvenilir arkadaştır, dertlere ilahi deva bulmadır, hastalığa rahmani şifadır, korkulara karşı tam manasıyla bir güven yeridir, bir huşu diyarıdır, bir huzur sığınağıdır.
Dua, Rabbi Rahmana içten bir yürek sunuşudur, bir açılmadır. Ruhi bir dopingdir. Kişilik bulmadır, kişiliğini istikrarlı bir şekilde daim etmedir… Yürekten gelen dualarla; istikrarlı bir hayat sürdürülebilinir… Yanlışlara, hatalara, badirelere karşı bir ilahi kalkan kuşanmadır. Dua; kopmayan kulpa yapışmadır… Rahmandan insana gelen Uluhiyet mesajına; insandan İlahına doğru yükselen ubudiyet mesajı ile yürekten bir karşılık verilmesidir.
Dua; kişinin kişiliğini bulmasıdır. Haddinin, sorumluluğunun farkında olmasıdır, hududunu çizmedir. Dua; kişinin bu dünya hayatında dinç ve zinde olmasıdır. Her türlü uyuşukluktan, gammazlıktan, gafletten beri olmasıdır. Rahmanın insanlar için çizmiş bulunduğu hayat arenasında; insani özgürlüğünü iliklerine kadar tam manasıyla ve insana yaraşır bir şekilde yaşamadır.
***
Duanın nasıl yapılacağı ve nasıl yapılması gerektiği, yine Rabbimiz tarafından ve Peygamberlerin diliyle bizlere izah buyrulmaktadır. Bizler de Onların dua ettikleri gibi dua ederek; Rabbimize kulluğumuzu ifade etmek durumundayız. Bu konuda Kur-an’ı Celil’de çok örnekler vardır. İnsanların ilki, ilk peygamber, ilk önderimiz Hz. Adem efendimiz ne güzel duada bulunmuş: ”Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve bizi esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.” (A’raf 23) Evet, eğer kusur varsa; mutlaka insandadır. Ve insan bu kusurunu da rabbine karşı itiraf etmek durumundadır. Aynı zamanda itiraf ile beraber nedametini Rabbine izhar etmeli; O’na yalvarmalı, O’na iltica etmeli ve O’ndan yardım istemelidir. Başka bir kapıyı çalma, başvurma bahtsızlığına asla düşmemelidir… Nitekim insanlara örnek yıldızlardan biri olan Nuh (as) efendimiz de ne güzel arzı hal etmektedir: “Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemez isen; (muhakkak ki ben) hüsrana uğrayanlardan olurum.” (Hud 47). Kurtuluşa ermenin ve hüsrandan beri olmanın mutlak yolu; istikrarlı bir şekilde O’na kullukta ve O’na duadan geçmektedir. Dualarımızla adım, adım kötülüklerin her türlüsünden uzaklaşıp; iyiliklere doğru yol almalıyız. Berrak bir inanç ile, sadık bir kalp ile, sağlam bir irade ile Rahmana doğru hicret halinde olmalıyız… Hanif önderimiz, serverimiz İbrahim Xelil (as) ne kadar da ibretlik duada bulunmuştur: “Beni yaratan ve bana hidayet veren O’dur. Bana yediren ve içiren O’ dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O’ dur. Beni öldürecek ve sonra diriltecek olan da O’ dur. Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını ummakta olduğum da O’dur. (Şuara 78-82).Şairane, abidane, xelilane bir örnek dua.
Gerek nebilerin, gerek velilerin ve gerekse İslam’ı hayat tarzı olarak yaşamayı tercih eden bütün sadık kulların hayatına baktığımız zaman; hayatlarının baştan, başa bir dua manzumesi olarak karşımıza çıktığını görmekteyiz. Çünkü o mübarek zevat; duanın kul ile Rabbi arasında ne gibi öneme sahip bir bağ olduğunu iyi bilmekte idiler. Bu dua yoğunluğu istisnasız bütün bu zevatın hayatında kendisini göstermektedir. Yine bütün bunların dualarında Rabbine samimiyetle bir sığınma, bir yönelme ve bir adanma görmekteyiz. Aynı zamanda bütün bu dualarında; nefisten bir kaçınma, nefsi tehlikelerden bir kaçış vardır. Yine bunlardan hatalarını hemen görme ve hemen de bu hatalarından dolayı bir nedamet duyma vardır. Âdem (as) efendimiz ne güzel buyurmaktadır. Tam da bir nebevi söyleyiş, bir nebevi bilinç ile; ”Rabbim, biz nefislerimize zulmettik”… Hatasını, hatalarını oracıkta fark etme ve hemen Rabbine anında ve sadıkane bir iltica gerçekleştirmektedir.
Evet, zulmeden biz kullarız… Yanlış yapan, gaflete dalan biziz. Acaba bu gün bizler ne kadar gaflete-gafletlere daldığımızın farkındayız ??? Acaba bizler bu gün hatalarımızın ne kadarının farkındayız ??? Bizler bu gün hatalarımızın, yanlışlarımızın ne kadarını itiraf etmekteyiz, edebilmekteyiz. Acaba bizler Rabbimize hangi içtenlikle içimizi açmaktayız, gizliliklerimizi kendisine bir kula yaraşırca açıklamaktayız ??? Acaba bize öğretilen şekilde ne kadar duada bulunmaktayız, örnek almaktayız, ibret almaktayız ???
Günümüzde en çok unutulan hasletlerimizin başında birisi de dualarımız gelmektedir diye düşünüyorum. Bizlerin hayatında bu dua hasletinin yeri gittikçe azalmaktadır. Hâlbuki hayat baştanbaşa bir dua manzumesi olması gerekmektedir. Duasız kalan kalpler çoraklaşır… Duasız kalan gönüller kararır. Duasız kalan dudaklar başka, başka nağmeler mırıldanır. Hakkı anması gereken yerlerde; başka şeyleri söyler-mırıldanır hale gelir… Duasız kalan eller Allah’a değil de, maazallah başka şeylerin huzurunda açılmaya başlanır. Duasız alan gözler dünyalıklar –ehvenlikler uğruna yaşlar dökmeye başlar… Duasız kalan kişinin; kalbi katılaşır, kararır; başka ilahlar edinmeye yönelebilir.
Duasız kalan insan; fıtratı gereği muhakkak sığınacak bir yerler-şeyler aramaya koyulur ve sonuç olarak da ya tuğyana düşer veya şirke düşer. Efendim, sizin bu söyledikleriniz çok ağır söylemler değil midir? Diyenler olabilir… Ama şunu unutmamak gerekir ki; dua Allah katında insan olmanın, kul olmanın, kulluk yapmanın özüdür. Dua dediğimiz zaman; İslam nazarında top yekün bir kulluğu içine almaktadır. Ama biz bu gün toplum olarak İslam’ın öngördüğü bu duanın yabancısı olmuş durumdayız… Allah’ın sadık kullarına baktığımız zaman; gerek ibadi olarak ve gerekse kavli olarak duasız zamanlarının olmadığı net olarak görülmektedir. Duasız geçen an (eğer varsa) gaflet ile geçen an olarak tarif edilmektedir… Gafletten de yine ancak ve ancak O’na sığınılacağını bilmişlerdir.
Elbette ki bu Allah dostlarının, seçkinlerinin duaları bizlere de birer misaldirler, birer örnek ve ibret numuneleridirler. Çünkü onların duaları da Rabbi tarafından söylenmesi uygun görülen, tavsiye edilen dualardır. Ki bu dualar Kur-an’da da tekraren verilerek, bizlerin istifadesine verilmekte ve imam edenlerin de böylece Rabbi Rahim’ine dua etmeleri istenmektedir… Bu güzide şahsiyetlerin yolu müminler tarafından her daim izlenmesi istenmektedir. Hem duaları ve hem de da’vaları izlenmesi irade buyrulmaktadır. Biz mü’minler; bu dualarla Rabbimizle daimi bir bağlantı üzere olmalıyız. Eksikliklerin her türlüsünü nefsimizden kaynaklandığının bilgi ve şuurunda olmalıyız. Dualarımızla da bu eksikliklerimizi giderme, telafi etme yoluna gitmeliyiz…
Hazreti İbrahim efendimizin duasına bakıldığında; duasında yalnız nefsini değil; ileride kendi sulbünden gelecek olanlar için de duada bulunduğunu görmekteyiz. O efendimiz ve diğer efendilerimizin tüm dertlerinin temelinde (haşa) hiçbir bencilliğe rastlayamamaktayız. Her türlü örnekliklerinde oldukları gibi; dua örnekliklerinde de temel kaygı insanlık olmaktadır. Zira İbrahim Efendimiz yine bir dualarında şöyle buyurduğunu Kur-an bize bildirmektedir: ”Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut,” (İbrahim 35) Yine Hazreti Musa Efendimiz de:”Rabbim (şimdi) içimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla dilediğini saptırır, dilediğini hidayete eriştirirsin. Bizim tek velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanları en hayırlısısın.”( A’raf 155 ) Mübarek dilinde “biz” kavramı geçmektedir. Yani “ben” yoktur, bencillik yoktur. İnsani bir kaygı, bir endişe vardır… Sırtında İlahi bir yük taşıdığını göstermektedir…
Ali Efendimiz (ra) de bir duasında şöyle buyurmaktadır:“Allah’ım, senin zenginliğin içinde fakir olmaktan, hidayetinden sapmaktan, egemenlik sana aitken zulmetmekten, emir sana aitken zulmedilmekten sana sığınırım. Allah’ım, bahşettiğin azalarımdan birini almadan önce beni al! Onu bana verdiğin ve alacağın nimetlerin ilki kıl! Allah’ım, emrinden uzaklaşmaktan, dininde fitneye düşmekten, senin katından gelen hidayeti bırakıp; heva ve heveslerimize uyarak sapmaktan sana sığınırız.” Rabbim mekanını ali kılsın…
Dua ile ilgili olarak elbette söylenecek ve hayatta pratize edilecek (etmemiz gereken) çok şeyler vardır. Ama biz burada ancak bir köşe yazısına sığdırabilecek kadarı ile yetinmek zorundayız. Rabbim gerçek manada kendisine dua etmemizi ve dualarında istikrarlı ve sadık olmamızı cümlemize müyesser kılsın. Her türlü nefsi ve cahili saplantılardan cümle mü’minleri muhafaza buyurması dilek, temenni ve dualarımla;
Rabbim cümlemizin yar ve yardımcı olsun.
Mehmet Taş/Fitrat.com