|
Kürt Siyasetinin Geldiği Eşik
|
 |
Van depremi sonrası yaşananlar, Uludere katliamı ve akabinde baş gösteren oldukça politik tepki/tepkisizlikler, Türk medyasının tutumu, Türk başbakanı Tayyip Erdoğan ve diğer hükümet erkanının kin ve nefret yüklü konuşmaları, her gün onlarca Kürd’ün gözaltına alınıp tutuklanması, dağlarda artarak devam eden operasyonlar; Kürtler’de sadece siyasi değil oldukça sosyolojik bir refleksif düşünceye yol açtı.
11/01/2012 - 20:29 |
|
|
| |
Türkiye’de Kürt siyasetinin geldiği eşiği şöyle ifade edebiliriz:
Uzun süreden beridir Türk siyasal ve egemenlik sistemi içerisinde kalarak Kürtlerin meselesini çözüm yoluna ulaştırmak isteyen siyasi yaklaşım ile; bilhassa son yeni-önemli gelişmeler akabinde iyiden iyiye görünür olan, Türk siyasal ve egemenlik bağlamının dışında Kürtlerin meselesini hal yoluna koymak isteyen siyasal tercihin buluştuğu nokta.
Kanımca Türkiye’de Kürt siyaseti şu anda tam olarak bu noktada duruyor.
Van depremi sonrası yaşananlar, Uludere katliamı ve akabinde baş gösteren oldukça politik tepki/tepkisizlikler, Türk medyasının tutumu, Türk başbakanı Tayyip Erdoğan ve diğer hükümet erkanının kin ve nefret yüklü konuşmaları, her gün onlarca Kürd’ün gözaltına alınıp tutuklanması, dağlarda artarak devam eden operasyonlar; Kürtler’de sadece siyasi değil oldukça sosyolojik bir refleksif düşünceye yol açtı.
Kürtler, hem Türkler tarafından hem de devlet tarafından bir millet olarak ne kadar ve nasıl göründüklerini, kabul edildiklerini/edilemediklerini müşahade ettiler ki sosyal gelişmeler ve kırılmalarda müşahade her zaman için kitlesel yeni yöneliş ve arayışlara yol açmıştır.
AKP hükümetinin, muhtemelen Mazhar Bağlı gibi bölgesel kurmaylarının akıl danışmanlığı ve de istihbaratın verdiği “rapor”lar üzerinden gelişen siyaseti ve algısı, bölgesel gerçekliğin duvarına her gün çarpıp geri geldiği halde “Kürt sorununu da çözerim, terörü de bitiririm” yollu hesabının hâlâ yürürlükte olması, dikkat edilmesi gereken bir diğer husustur.
Gerçek olan şu ki Kürtler daha önce hiç olmadıkları kadar devletin uzağında duruyorlar.
Devletin tedhiş politikalarının bugün için Kürtler’de biriktirdiği psiko-sosyal refleksin sonucunu bence devlet çok ağır ödeyecek. Çünkü Kürtler için her neyden korkuyorsa Kürtleri var gücü ile oraya sürüklüyor. Çünkü Kürtlerin sahip olduğu gerçeğin görünür olmasını sağlıyor.
Bu, devletin sorunudur ve şüphesiz bunları ifade ederken amacım sadece Kürtler için Türk siyasal egemenlik sistemininin içinde kalmak sureti ile politika yürütmenin ne denli imkansızlaştığının vurgusunu yapmak içindir.
Gerçek olan bir başka şey daha var ki o da genel olarak Türk ahali ile genel olarak Kürt ahali arasında, “Memleket meseleleri”ne dair görünür olan derin algı ve düşünce farklılığıdır.
Her şeyden önce –genel olarak- ülke algıları farklıdır.
Şimdi, bunu da ifade ederken, bütün bunların, AKP hükümetinin politikaları sayesinde Kürtler’de “oluşan” bir siyasal tercihten falan bahsetmiyorum.
Evet Kürtler hiç olmadıkları kadar devletin uzağındadırlar ama bu, Kürtler’de gerçekleşen bir “değişim”den ötürü olmuş değildir. Kürtler’de zaten var olan, mevcut olan şey daha bir görünür oldu ve bu görünürlük düzeyi arttıkça Kürtler devlet ile uzaklıklarının farkına varıyorlar.
Yani Kürtler, devlet ile aralarını açmıyorlar, devletten uzaklaşmıyorlar; zaten açık ve uzak olan aranın farkına varıyorlar.
Kürtler ve Türkler arasındaki bu ayrım bugüne değin Türk siyasal algısının kurduğu tahakküm üzerinden bugünkü gibi görünür değildi ve işin doğrusu bu iki algı; zaten ancak birinin öbürüne tahakküm kurmuş olması şartı ile “bir arada” yaşama şansına sahiptiler, sahiptirler.
Yani Kürtler, hem genel olarak politik algıları açık olan bir milet oldukları ve hem de politikayı bilfiil yaşadıkları tecrübeler üzerinden yorma ve kritize etme olanaklarına sahip oldukları için geliştirdikleri refleksif –kendisi üzerine düşünme- tutum üzerinden bunu fark edebiliyorlar.
Türk medyasının ve Türk hükümetinin son zamanlarda geliştirdiği tutum onların gözünden kaçmıyor.
Bu durumda, Türkiye’de Kürt siyaseti, Kürt milletinin geliştirdiği bu farkındalıktan gayet tabii ki payidardır ve önemli siyasal aktörlerin son iki hafta içerisinde yapmış oldukları açıklamalar bu minvalde okunabilir.
Bu durum Kürtler için yeni bir siyaset dilini şart koşacaktır tabii ki. Eğer bu tutum gelişmeye devam ederse artık sorunlarını “Türkiye’nin demokratikleşmesi” bağlamında sunmayacaklar tabii ki. Böylece Türkiye’nin “liberal demokrat” ve sair çevrelerinin dilinden düşmeyen “şiddetten kaçınma, şiddetten uzak durma, bölücülük yapmama” gibi eleştirilerden yakalarını sıyırmış olacaklardır.
Mesela Tayyip Erdoğan’ın geçen Salı günü kendi grup toplantısında yaptığı hakaret ve küfürlerin bir anlamı kalmayacaktır.
İşin bu kısmı başlı başına başka bir yazı gerektiriyor sanırım.
Şahsen ben, Kürtlerin daha önce farklı tonlarda geliştirdikleri “demokratik cumhuriyet”, “Özerklik” veya “federasyon” veya “bağımsızlık” gibi tercihleri; her açıdan Kürtlerin kendini yöneten bir millet olmalarına dönük gayretilerine katkı sağlayacağı düşüncesi ile olumlu buldum. Bugün de gelişirse olumlu bulurum.
Hatta Özerklik projesinin hayat bulma şansı hâlâ da var. Ve ama çok iyi biliyorum ki - ve zaten bunun istiyorum- Özerklik ihya edilse Kürtlerin krizi daha da derinleşecektir.
Krizin derinleşmeden çözümün ortaya çıkmayacağını da not edelim.
Adnan FIRAT - rewsen.com
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YORUMLAR |
|
F.H.D. |
14-01-2012, 02:04:18 |
#FFFFFF">
|
yazara tüm kalbimle katılıyorum |
#FFFFFF">
"Türk başbakanı Tayyip Erdoğan ve diğer hükümet erkanının kin ve nefret yüklü konuşmaları"şu cümleyi kasıtlı olarak gerçeği saptırma girişimi olarak görüyorum ve diyorum ki "kürt sorunu özerklik ve kürdistan" söylemleri Türkiye tarihi hükümetlerini hiç birinde bu seviyelere ulaşmamıştır.Gerçek Türk ve Kürt ayrıştırması ne hikmetse (belkide başbakanının hanımının kürt olması hasebiyle olabilir) bu seviyelere ulaşmamıştı. ben önceleri buna şiddetle karşı çıkmama rağmen şimdi tüm kalbimle "kürdistanın"kurulmasını diliyor ve istiyorum,yanız bir şartla,bu ayrışmayı isteyen "eteği-etğine değen" ne kadar kürt var ise,sadece Türkiye'nin başka illerinde değil tüm dünyada bu fikri savunan tüm kürtlerin bu sözü edilen ülke sınırlarına geri dönmelerini isterim...
yazarın dediği"Özerklik ihya edilse Kürtlerin krizi daha da derinleşecektir" gibi,ancak o zaman hanyayla-konyanın ne menem bir şey olduğunu, olacağını da hep birlikte görebiliriz
|
 |
|
|
|
|
|
 |
|
Kategorideki Diğerleri |
 |
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
En çok Okunanlar |
Bugün
|
Dün
|
Bu
Hafta |
Bu
Ay |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| |
|
|