Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 330. hafta basın açıklamasını Diriliş Saati Dergisi’nden Ömer Faruk Şimşek okudu. UIudere’deki katliamın sorumlularının bulunması ve sahici bir özür dilenmesi gibi taleplerin ifade edildiği açıklamada Şimşek “Uludere’deki katliamın failleri adeta buharlaştı. Başbakan olayın gerçek yüzünü bilmesine rağmen konuşmamakta ısrarlı. Mesele MİT ile Genelkurmay arasında sıkışmış durumda. Fakat gerçek bir türlü açıklanmıyor… Gerçeğin tam ve doğru bir şekilde açıklanmasını istiyoruz. Sorumlular hangi mevkide bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka cezalandırılmalıdır. Ancak sorumlular cezalandırılıp özür dilenirse mağduriyetler bir nebze olsun hafifletilebilir.” denildi.
Eğitimde kararı veliler versin
Sakarya Adalet Girişimi 330. basın açıklamasında düşünülen eğitim modeline yönelik şunlar ifade etti: “Türkiye’deki eğitim sistemi çocuğa şahsiyet kazandırmaktan çok resmi ideoloji ile çocukların beyinlerinin yıkanmasını hedeflediği için “eğitimde zorunluluk” kavramını reddediyoruz. Sigara, uyuşturucu ve alkol kullanma yaşının ilkokul seviyesine kadar gerilediği düşünülürse, eğitim sistemi ile ilgili yapısal bir sorunun olduğu rahatlıkla görülebilir. Eğitim sistemimiz çocuklara gerekli ahlaki formasyonu veremediği sürece zorunluluktan bahsetmek abesle iştigaldir. Zorunlu eğitim her şeye rağmen var olacaksa, hiç olmazsa süresi 4 yılla sınırlandırılmalıdır. İlk 4 yıldan sonrası için eğitime devam noktasında kararı öğrenci ve velisi birlikte vermelidir. İlk 4 yıldan sonraki eğitim örgün veya yaygın olabilme seçeneklerine sahip olmalı, öğrenciye devam etme şartı getirilmemelidir. Okullarda kıyafete yönelik her türlü sınırlama mutlaka kaldırılmalıdır. Bütün eğitim kurumlarında başörtüsü ve tesettür hususunda sınırlama getirmeyecek şekilde yasal düzenleme yapılmalıdır.”
Sakarya Adalet Girişimi 330. Basın Açıklaması
ULUDERE SORUMLULARI BULUNSUN!
Uludere’deki katliamın failleri adeta buharlaştı. Başbakan olayın gerçek yüzünü bilmesine rağmen konuşmamakta ısrarlı. Mesele MİT ile Genelkurmay arasında sıkışmış durumda. Fakat gerçek bir türlü açıklanmıyor. Uludere’de ölen 35 vatandaşın hesabı sorulamadığı gibi mağduriyeti nispeten giderecek ciddi bir özür dahi dilenmedi.Ölenlere verilmesi konuşulan tazminatın maddi bir özür olduğu ifade edilerek manen mağdurun gönlünün alınması anlamındaki özür kavramı bile iğdiş ediliyor.
Gerçeğin tam ve doğru bir şekilde açıklanmasını istiyoruz.Sorumlular hangi mevkide bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka cezalandırılmalıdır.Ancak sorumlular cezalandırılıp özür dilenirse mağduriyetler bir nebze olsun hafifletilebilir.
Hükümet 8 senelik mecburi eğitimi 12 yıla çıkaracak bir kanun teklifi hazırlığı içinde... 4+4+4 olarak öngörülen bu süreç kesintili olduğu gerekçesiyle çözüm gibi sunulmaya çalışılıyor. Bu kanun teklifi ile ilgili itiraz noktalarımız ve önerilerimiz şunlardır:
1- Türkiye’deki eğitim sistemi çocuğa şahsiyet kazandırmaktan çok resmi ideoloji ile çocukların beyinlerinin yıkanmasını hedeflediği için “eğitimde zorunluluk” kavramını reddediyoruz. Sigara, uyuşturucu ve alkol kullanma yaşının ilkokul seviyesine kadar gerilediği düşünülürse, eğitim sistemi ile ilgili yapısal bir sorunun olduğu rahatlıkla görülebilir. Eğitim sistemimiz çocuklara gerekli ahlaki formasyonu veremediği sürece zorunluluktan bahsetmek abesle iştigaldir.
2- Zorunlu eğitim her şeye rağmen var olacaksa, hiç olmazsa süresi 4 yılla sınırlandırılmalıdır. İlk 4 yıldan sonrası için eğitime devam noktasında kararı öğrenci ve velisi birlikte vermelidir. İlk 4 yıldan sonraki eğitim örgün veya yaygın olabilme seçeneklerine sahip olmalı, öğrenciye devam etme şartı getirilmemelidir.
3- Okullarda kıyafete yönelik her türlü sınırlama mutlaka kaldırılmalıdır. Bütün eğitim kurumlarında başörtüsü ve tesettür hususunda sınırlama getirmeyecek şekilde yasal düzenleme yapılmalıdır.
Bu vesile ile son günlerde ilimizde de karşılaştığımız bir soruna parmak basmak istiyoruz. Buluğ çapına erdikleri halde başörtüsü ile eğitimlerine izin verilmeyen bazı çocuklarımız ilköğretimi bıraktıkları için takibata uğruyorlar. Hiçbir mantığı olmayan bu takibatların en can alıcı noktası ise takibatların karakollar üzerinden yürütülmesi… Öğrenci velilerini korkutmayı ve sindirmeyi hedefleyen karakol merkezli takibatları şiddetle kınıyoruz. Zorunlu eğitim isimli ucubenin Avrupa ve Amerika’yı da içine alacak şekilde bütün dünyada tartışıldığını, birçok ailenin dayatmaya karşı çıkarak çocuklarını okula göndermediğini ve evde eğitim metodunu uyguladığını bilmeyen veya bilmek istemeyen Milli Eğitim yetkilileri psikolojik baskı, karakol takibi, para cezası gibi yaptırımlarla sonuca ulaşacaklarını zannediyorlar. Özgürlükler üzerindeki bu baskılara direneceğimizi ve asla teslim olmayacağımızı buradan ilan ediyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Filistin hükümetinin başbakanı İsmail Heniyye Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyaret vesilesiyle 2008’de Gazze’ye karşı girişilen dökme kurşun operasyonunu ve Mavi Marmara baskınını tekrar anıyoruz. Tüm şehitlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Şehitlerimiz yolumu aydınlatıyor.
Bu noktada Mavi Marmara baskını ile ilgili Türk hükümetinin tavrındaki çelişkiyi esefle izliyoruz. Gerek ulusal gerekse uluslararası planda mahkeme sürecinin başlatılmamış olması büyük bir hayal kırıklığı oluşturuyor. İlgili sivil toplum kuruluşlarını da bir şekilde etkisiz kılan hükümet neyi amaçlıyor? Amerika ve dünya Yahudi lobilerinin baskısı sonucu bu adımların atılamadığı niye açıkça ifşa edilemiyor? Hükümet yetkililerinden net bir cevap beklediğimizi yineliyoruz.
İslam coğrafyasında Amerikan emperyalizminin bir şekilde kontrol ettiği hareketlilik devam ediyor. Bazı Arap kabilelerinin İngiliz ve Fransızların tahriki ile geçen yüzyılın başlarında Osmanlı’ya karşı yürüttüğü ayaklanmalar o günlerde “Arap Devrimleri” olarak isimlendiriliyordu. Bugün aynı olayın benzerini yaşıyoruz. Başrolde Amerikan emperyalizmi var ve ayaklanmalar “Arap Baharı” olarak adlandırılıyor. Nasıl ki Osmanlı’ya karşı gerçekleştirilen ayaklanmaların asıl yüzü zamanla deşifre oldu ise bugün Amerika ve NATO üzerinden yürütülen Arap Baharı da kısa bir süre sonra deşifre olacaktır. Bugün yapılması gereken bu oyunun iş işten geçmeden fark edilmesi ve emperyalizme karşı gerekli tavrın ortaya konulmasıdır.
Son zamanlarda sanal bir Sünni-Şii ihtilafı üzerinden İslam ümmeti bölünmek isteniyor. İslam ümmetinin evlatlarını Şii-Sünni-Selefi olarak birbirine kırdırmayı başarabilirlerse çok rahat bir şekilde tüm İslam coğrafyasını kontrol altına alabileceklerini, direnişi kırabileceklerini net olarak görüyorlar. Bu son senaryo 1-2 aydır başta batı medyası olmak üzere çeşitli basın-yayın kuruluşlarında yazılıp çiziliyor. Bu oyuna gelmeyeceğiz. Ümmetin vahdeti bu ümmetin kaderinin en belirleyici unsurudur. Mezhep tefrikası üzerinden ümmeti bölerek birbirine düşürme planını her fırsatta deşifre edeceğiz. Tüm Müslüman halkımızı bu tefrikaya karşı uyanık olmaya çağırıyoruz. Sakarya Adalet Girişimi olarak bu tefrika üzerinden Suriye ve Irak’ta gerçekleştirilen komplolara, cinayetlere bir kez daha dikkat çekmek istiyoruz. İslam ümmetinin yiğit direnişçileri emperyalizmin Suriye ve Irak’ta galip gelmesine müsaade etmeyecektir.
Zafer direnenlerin olacaktır.
Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu Adına Diriliş Saati Dergisi