Yazmayınca yüreği, yazınca kalemi kanıyor insanın!
Ekmek için yola çıktılar. Önlerine çizilen empertyalist sınırları dele dele rızıklarına ulaşmanın yollarını aradılar. Kim çizmişti bu sınırları? Oysaki asırlarca sınırsız bir dünyada yaşıyordu ataları. Tel örgüsüz; Türk'ün, Fars'ın, Arap'ın, Kürt'ün olmadığı; insanın olduğu bir dünya…
Tanımıyorum: Ya kalkmalı bu sınırlar ya yokmuş gibi davranılmalı ya da bir kez daha değişmeli…
Nereye çizildi sınırlar? Kimi kimden ayırdılar? Bir ülkeydi bölünen, paylaşılan. İnsandı gerçekte hedeflenen.
Önce koca bir imparatorluk kurdular. Bunun küllerinden yeni bir diktatörlük oluşturdular. Yeni kutsallar ürettiler. Allah'ın farklı dilde ve renkte ayetlerine savaş açtılar; tek tipleştirdiler. Kendilerine itaat etmeyenleri işkencelerden geçirdiler, infaz ettiler, kurşuna dizdiler, idam ettiler…
Dünyaya açıldılar; insani olanı görmediler, faşizmi ithal ettiler; "çağdaşlık" ve "medeniyet" diye yutturdular. Dünya değişti, görmediler; görmek istemediler. Özgürlük dediler; köleleştirdiler. Çağdaşlık dediler; laik-Kemalist olmayanları yaşatmadılar. Medeniyet dediler; "tek dişi kalmış canavar"a dönüştüler. Kardeşlik dediler; "insanlık suçu işlediler"; asimilasyondan geçirdiler. Adalet dediler; darağaçlarında sallandırdılar. İnsan dediler; devlete kurban ettiler. Kan istedikçe yeni ilahları; önlerine Kürt çocuklarını serdiler. Vampir bunlar; yaşayamıyor ırkçı düzenleri kanı olmadan insanın. Uğurlar, Ceylanlar yetmedi. Toplu ölümler sundular Firavun'larına: Dersim, Zilan, Qerqelî, Newala Qasaba…
Şimdi de Roboski…
Hayatımızın özeti…
"Kutsal"dı ekmek! "Kutlu" yolda yağdı bombalar. Kürdistan'ın dağlarına yağdı yine ölüm. Müttefik ABD'nin "insansız" uçakları verdi istihbarat. F16'larla yağdırdılar bomba. Kendi halkını bombaladı devlet. Gökten zulüm yağdırdı Türk ordusu. Kara zulüm yağdı gökten üstüne dağların. "Teröriste" uzandı "Mehmetçiğin şefkat eli": 35 can, 35 gencecik fidan düştü kar'a. Al kanlara boyandı bembeyaz kar. Kan aktı Uludere'den. Sağa sola savruldu insanlık. Yürek burkan manzaralar. Tek sıra halinde battaniyelere sarılı cesetler. Başlarında ağıt yakan analar-babalar. Gözyaşlarıyla eritilen kar'ın yerini alan kırmızıya boyanmış toprak. "Çağdaş ve muasır medeniyet" seviyesindeki "model ülke"nin ambulansları: Eşekler-traktörler. Eşeklerin üzerinden sarkmış cesetler, traktör römorklarına doldurulmuş cansız bedenler.
İnsanlığın bittiği, kelimelerin kifayetsiz kaldığı anlar. Yoksul, çaresiz ve "kaçakçı" Kürt çocuklarının hayatının özeti…
Ve Kürdistan'a bir kez daha ateş düştü, Türkiye duymadı. Şırnak'a ateş düştü, Ankara duymadı. Roboski'ye ateş düştü, iktidara selam duran medya duymadı. Otuz beş eve ateş düştü, havai fişeklerle aydınlanan evler duymadı…
Çoğu çocuk denecek yaşta otuz beş insan düşerken beyaz toprağa, xawarlar yankılanırken Uludere'de, ölümleri beklenirken yaralıların, dizilirken cesetler yere, yüklenirken battaniyelere sarılı eşeklere cenazeler, çıkarılırken ceset konvoyu yola, götürülürken duaya, verilirken toplu mezara; takacak maske arıyordu birileri haber ajanslarında!
İtinalı katliamı gerçekleştirdikleri ve bu vahşetle ilgili bilgileri paylaşmada şeffaf davrandıkları gerekçesiyle "teşekkür" metni hazırlamakla meşguldü birileri. Devleti temize çıkarmanın hesaplarını yaparken iktidardakiler, onları aklamak için çalışıyordu yardakçıları. Filistin'in Kürtleriyle verirken birileri poz, PKK'nin cinayetleriyle örtme yarışına giriyordu bazıları. Ve acıdan gözyaşı dökerken kimimiz, sevinçten gözyaşı döküyordu bazılarımız…
Dün "33 kurşun", bugün "35 bomba"!
Değişse de dünya, değişmiyor Türkiye Cumhuriyeti. Değişse de iktidar, değişmiyor devlet geleneği. Kim gelirse gelsin bitmiyor kürdün acısı. Dün "33 kurşun"du adı ölümün, bugün "35 bomba" oldu. Dün "hayvan kaçakçılığı"na, bugün "mazot kaçakçılığı"na çıktı adımız. Dün Muğlalı, bugün hangi "Şifre buyurmuş bir paşa". Bu kaçıncı ölüm? Bu kaçıncı kurşun-bomba-gaz?
Geliyorum dedi katliam!
Kim, nasıl, neden, niçin? Yine yığınla komplo teorileriyle birileri aklanmaya mı çalışılıyor? Dokuz yıldır iktidar olanlar muktedir olamamış(mı?)sa kimdir muhatap?
"Ordu", "iktidar", "yargı", "medya", "meclis" "Ergenekon", "Pensilvanya", "jitem", MİT", "Özel Kuvvetler", "PKK-Ankara"… Kim?
Nasıl? "Yanlış istihbarat", "PKK'li zannettiler", "yanlışlıkla", "kasıt"…
Neden? "İktidar", "PKK", "muhalefet", "operasyon başarısı-ölüm suskunluğu", "yeni açılım", "yeni anayasa", "AK Parti", "ülkenin huzuru", "kardeşlik"…
Ne fark eder? Vuran kim? Vurulan kim? Aklanan kim? Korunan kim? Kutlayan kim?
İlle de somutlaştırılması mı gerekiyor? Tarihe, devlet geleneğine, olayın kendisine ve sonrasındaki yaklaşımlara bakın. Bu anlamsız sınırları kutsayanlarda; kaldırılamaz ve değiştirilemez kabul edenlerde, savaşta ısrar edenlerde, ölümlerden beslenenlerde, temel hakları inkar-gasp edenlerde, Allah'ın ayetlerini ve renklerini "tek"leyenlerde, ölü sayıcılarında, operasyon bülbüllerinde, çarpıtanlarda, görmeyenlerde saklı katil!
Aslında günler öncesinden geliyorum dedi katliam. Devletiyle, hükümetiyle, yargısıyla, medyasıyla ve son günlerde artış gösteren operasyonları susarak onaylayan geniş bir toplum kesimiyle ekildi tohum.
Katliama alışık olan devlet, devletleşmede iyice "ustalaşan" AKP, "ayar" çekilen "Türk medyası" ve "aman hükümeti yıpratmayalım"cılar beraber hazırladı bu vahşeti.
Son sözümüz de "Misak-i milli" sınırlarını kutsayanlara: Sizin olsun; "Türkiye'niz ve yeni ideolojisiyle liberal AKPli Kemalizm'iniz-İslamlı Kemalizm'iniz" bize sınırsız coğrafyamızı verin!
Emin ALTUN - islahhaber.com