ÖZE DÖNÜŞ PLATFORMU RÖPORTAJ SERİSİ -1
Mezopotamya’nın Kadim yerleşim yerlerinden biridir Kahta, Persçe’de “dağın eteği” anlamına gelen kahta, kadirşinas ve misafirperver insanı, gezilecek tarihi mekanları ile göz dolduran bir mekandır... Tarih öncesi döneme uzanan Kahta’nın tarihinde M.Ö.2000’li yıllardan itibaren Hititler, Mitaniler, Asurlular, Geç Hititliler, Persler, Kummurlar ile makedonyalı büyük İskender’in hakimiyeti ve Doğu Roma imparatorluğun egemenliği hüküm sürmüştür.

M.Ö. 69 yılında bölgede kurulan Kommagene Krallığı dünyanın sekizinci harikası olarak aday gösterilen Nemrut dağındaki dev heykelleri ve diğer eserleri bırakmış, turizm açısından önemli bir potansiyele sahip bir şehir olmasını sağlamıştır.

Güneşin seyre doyulmaz en güzel doğuşu ve batışı Nemrut Dağından izlenir derler, gerçekten de yolunuz Adıyaman (Semsur)’a ordandan Kahta (Kolik)’e düşerse Nemrut’tan güneşin doğuşunu veya batışını izlemeden dönerseniz çok şeyler kaçırmış olursunuz... Kahta sokaklarında dolaşırken dikkatinizi çeken en önemli şey, şehre dışardan gelenlerin haricinde herkesin Kürtçe konuşmasıdır. Halkın günlük yaşamında Kürtçe konuştuğu bu şirin kent insanın tarihine ve geçmişine bu derece sahip çıkması insanı etkileyen bir husustur.


Yerli halkın özellikle orta yaş üstü geleneksel giyim tarzlarını yaşattıkları ,erkeklerin başta şapka, yelek ve şalvar, bayanlarda ise; başta tülbent, fistan gibi elbiseleri giydiklerini görürsünüz... Yöresel mutfağının zengin olduğu Kahta’da ister Baraj gölü kıyısında balık,isterseniz de şehirdeki lokantalarda mevsimine göre Patlıcanlı Yoğurt Çorbası, Yuvarlama, İçli Köfte, Mercimekli Lapa, Sarımsaklı Bulgur Pilavı, Mercimekli Köfte, Çiğköfte, Pirpirimli (Semizotu) Ayran Çorbası, değişik dolma türleri, yaprak sarması, değişik etli tava yemekleri,yaz aylarında ise fırın yemeklerini tadabilirsiniz…Kahta’da Nemrut Dağı (Antiochos’un Anıt Mezarı – Dev Heykeller), Arsemia (Eski Kale), Eski Kâhta Kalesi (Yeni Kale), Cendere Köprüsü (Roma Köprüsü), Karakuş Tümülüsü (Kadınlar Anıt Mezarı) ile Şeytan Köprüsü, Kıran Köprüsü (Değirmenbaşı Köprüsü), Han Yeri (Burmapınar), Yassıkaya’yı gezerken kendinizi tarihin içinde bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorsunuz.




İşte bu güzel şehirde, kendini Kahta’ya ve insanlara hizmet etmeye adamış bir gönül insanına yani Kahta İkbal Der Başkanı Sayın EBUBEKİR AKBAŞ’a misafir olduk, Yeni Mahalle Celalettin Camii Yanı No: 24’te İkbal Der Genel Merkezinde hoş bir ortamda gerçekleşen bu söyleşiyi siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.

H.Türkoğlu/ Bize derneğinizin kapılarını açtığınız için öncelikle teşekkür ederiz. Söyleşimize geçmeden önce bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Öncelikle ben teşekkür ederim. Öyle kâğıtlara karalanacak kadar ihtişamlı olan bir hayatımız yok. Fazlaca ayrıntıya inmeden, sorunuzu cevapsız bırakmamak için resmiyetlerde kâğıt ve diplomalarda geçen kısımlarını anlatayım. 1976 yılında Gerger’de dünyaya geldim. Nüfus kütüğüme Gerger geçse de burada fazla bir yaşantım olmadı. Ailem ben doğduktan bir yıl sonra Kahta’ya yerleşti. İlkokulu Kahta Mehmet Akif Ersoy ilkokulunda aldığım diploma ile bitirdim. O zamanlar ülke genelinde eğitim alanında İmam Hatipler kendilerini kanıtlamışlardı, çok tercih edilen okulların başında geliyorlardı. Zamanın yüksek kalite ve eğitim değerlerini göz önünde bulundurarak Kâhta İmam Hatip Lisesi’nin orta kısmına başladım ve 1994 yılında lise kısmında mezun oluncaya kadar burada okudum. 1999 yılında Dicle Üniversitesi Siirt Eğitim Fakültesi Sınıf öğretmenliği bölümünü kazandım, 2002’de memuriyetin diplomasını alarak buradan mezun oldum. Evli 3 çocuk babasıyım, 2009’dan bu yana derneğin başkanlığını yürütmekteyim.
H.Türkoğlu/ Derneğinizin ismini belirlerken neden özellikle çağrışım yapabilecek demokrasi, adalet, kardeşlik, eşitlik, dayanışma ve geliştirme gibi isimler değil de “baht açıklığı veya yüksek bir makama, duruma erişmiş olma durumu” anlamına gelen “İkbal” kelimesini kullandınız?
Bahsettiğiniz isimler üzerinde çalışan ve emek harcayan onlarca STK var. Ayrıca bu kelimeler idealimizdeki amacımızı karşılayacak nitelikte değillerdi. Hedefimizi demokrasi, adalet, kardeşlik, eşitlik, dayanışma, geliştirme gibi kişilere göre değişen ve zamanla istenilen şekilde yorumlanabilen kelimelerle sınırlandırılmak istemedik. Bahtımız açık olsun ki yüksek hedeflere ulaşmamız mümkün olsun diye bu ismi kullandık. İsimler çoğu zaman hedeflerin kısa yollarını anlatır. İkbal ismi de bizim iyi dileklerimizin kısa anlatımıdır. Nasıl ki kısa bir yolculuğa çıkan birine uğurlar ula diyorsak, bizim de büyük hedeflerimizin kısa iyi dileklerinin anlatımıdır ikbal. Gaye ve hedeflerimizde bahtımızın açık olması niyetiyle bu isim kullandık.
H.Türkoğlu/ İkbal Der’i kısa geçmişini bize kısaca tanıtır mısınız?
Derneğimiz 2005 yılında Anadolu Sosyal Yardım Eğitim ve Kültür Derneği(ASYED) olarak faaliyetlerine başladı. Ancak 2010 yılında yönetim kurulu ile beraber almış olduğumuz karar doğrultusun da derneğimizin ismini İKBAL KÜLTÜR ve YARDIM DERNEĞİ (İKBAL-DER) olarak değiştirdik. Bu kararı almamızın nedeni öncelikle kısa yazılımı olan ASYED’in açılımını yaparken sıkıntı çekiyorduk. İnsanlara tanıtırken de zorlanıyorduk. Ayrıca Anadolu kelimesi başka derneklerle karıştırılıyordu ve derneğimiz sanki onların uzantısıymış gibi algılanılıyordu. Derneğimiz şuan bu isim altında eski misyonuna devam ederek, eğitim, kültür ve yardım eksenli faaliyetlerine devam ediyor.
H.Türkoğlu/ Derneğinizin tüzüğünü hazırlarken hangi prensipleri göz önünde bulundurdunuz?
Evrensel değerlere sahip, belli bir sınırın ve paradigmanın içine haps olunmadan, ötekileştirme portatifine bağlı kalmadan insanlığın daha adaletli, özgür ve kardeşçe yaşaması için gerekli olan kriterleri referans alarak hazırladık.
H.Türkoğlu/ Misyon ve vizyonunuzu belirlerken Kahta’da eksik olan hangi ihtiyaçlara cevap vermeyi düşündünüz?
Öncelik bölgemizin sorunları olduğundan, bölgemizde eksik olan eğitim faaliyetlerinin açığını kapatmayı düşündük. Her yerde aynı kalitede eğitim verilmediği gibi her öğrencinin okuma imkanları da aynı değildir. Aksaklık her yerde muhakkaktır. Öncelikle elverişsiz şartlarda eğitim alan insanların eğitim ve kültür açıklarını kapatmayı düşündük. Toplumsal eşitsizlikler sadece eğitim ile bitmemektedir. Eğitim ortamları iyi olan fakat gerekli eğitimlerini maddi sıkıntılardan dolayı tamamlamayan öğrencilere nakli para, kırtasiye, giyim ve barınma imkânları sağlamak içinde misyonumuzu ve vizyonumuzu belirledik.
H.Türkoğlu/ Derneğinizin tüzüğünde “Toplumu oluşturan aile ve bireylerin eğitim, kültür, ahlak ve çevre bilincine sahip olmasına katkı sağlamak” diye bir madde geçmektedir. Şimdiye kadar üyelerinize ve Kâhta’ya yönelik bu madde kapsamında neler yaptınız?
Bölgemiz deprem kuşağında yer aldığından dolayı öncelikle ‘Arama Kurtarma Ekibi’ oluşturduk. Sınırlı imkanlarla oluşturduğumuz bu ekibimizle meydana gelebilecek herhangi bir doğa olayında çalışmayı düşünüyoruz. Ayrıca bu ekibimiz diğer zamanlarda çevre bilincini oluşturmak için çalışmaktadır. Bu kapsam altında Musa Peygamberliği diye bilinen bölgede ekimizin nezdinde ağaçlandırma çalışması yaptık. Ağaçlandırma çalışmalarını bitirdikten sonra ağaçların korunması ve sulanması için belediyeden yardım aldık. Ağaçlarımızı belediyeden de almış olduğumuz yardımlarla koruyup suladık. Şuan istediğimiz şekilde büyümektedirler. İlerde buna benzer şekillerde çevre bilincini oluşturmaya yönelik çalışmalar yapmayı düşünüyoruz. Çünkü dernek yönetimi ve üyeleri olarak insanların rahat yaşaması için bilgi kadar temiz ve yaşanılır bir çevrenin olması gerektiğini benimsemişiz.
H.Türkoğlu/ Türkiye’de kangren haline gelen Kürt sorununa İkbal Der’in bakış acısı nedir ve Kürt sorunun çözümüne yönelik sunabileceği bir alternatifi var mı?
Yıllarca sorun teşkil eden bir konunun çözümsüzlüğünü tekrarlamak, sorunla yüzleşmemek bilgisizlik ve çözümsüzlük değil acizlik, sakatlık ve çözümden kaçmaktır. Böyle bir sorundan bahsetmek Türkiye için bir ayıptır. Bir toplumun isteklerini nasıl görmemezlikten gelebilirsiniz. İnsanların hakkı olan ve onları mutlu edecek hakları verilince kıyamet kopmaz, kıyametlerin kopuşu hak olup verilmeyen, gözden düşürülen, hiçe sayılan hakların verilmemesi durumunda başlar. Kıyamet ve yok oluşların başlangıcı inkârlardır. Her inkârın bir bedeli var. Kısmı olarak verilen bir hak hak olmadığı gibi kısmı olarak kabul görülen bir kabulde de ilerleme olmaz. Bakara suresinde, sürgün, öldürme ve düşmanlıklar yapıldıktan sonra kendilerine geri gelen insanların fidyelerini verenler üzerine “Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır, denilmektedir. Aynı manzaranın tıpatıp aynısı yoksa da yakın olanı bulunmaktadır. Bir toplumu var sayacaksınız ama diliyle, örfüyle, âdetiyle yaşamasına izin vermeyeceksiniz, bu yarı kabul yarı inkârdır, neticesi de belli dünya hayatında rezil olmaktır. Bu şekilde bir rezillik tek tarafla sınırlı kalmıyor iki tarafı da aynı sorunun içine çekiyor. Az veya çok neticede her iki tarafta bu sıkıntıdan dolayı bedel ödemektedir. Birinin ocağında ateş yanarken kıvılcımları diğerinin sırtına sıçrıyor, ateş iki tarafta da yanmaya devam ediyor. Biri istediği için öldürülüyor diğeri vermemeye direndiği için öldürülüyor. Böyle bir durumda karlı çıkan belli olmuyor. Şimdiye kadar yanlış politikaların, yanlış uygulamaların, yanlış yollardan hak aramanın ve eksik verilen hakların bedeli hep çektik. Bunlardan dolayı bize göre tek çözüm alternatifi silahların susmasıdır. Silahların gölgesinde hiçbir savaş sonlandırılmamış ve hiçbir hakta alınmamıştır. Ne zaman silahlar durmuşsa o zaman barış ve haklar için konuşulmuş. Öncelikle kim haklı kim haksız sorusu gündeme getirilmeden silahlar susturulmalı. Daha sonra isteklerin karşılanma durumuna bakılıp olay hal edilmelidir. Şu bir gerçektir, silahlar susturulsa da çözüm oluşturulmasa Kürt sorunu kendi gerçeğini kapatmaz. Kürt sorunu bu ülkede bir gerçektir, başörtüsü kadar da haktır. Haklar verilmeden bu gerçek kapanmaz. Az az vererek, hiç kala almayarak, var olanlar neyinize yetmez denilerek bu yara kabuk bağlayıp kapanmaz. Silahlar susturulduktan sonra taraflar aynı masada istediklerini ve verebileceklerini konuşmadığı sürece gerçeğimiz aynı seyrinde devam edecek. Bize göre tek çözüm yolu iki tarafın bu şekilde davranmasıdır.
H.Türkoğlu/ İkbal Der’in gençlik tasavvuru nedir? Gençliğin bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve gençlere yönelik çalışmalarınız nelerdir?
Gençlik bize göre debisi yüksek bir ırmaktır. Doğru kanallara aktı mı faydası tahminlerin üzerindedir. Yanlış kanallara yönlendirilince zararı tahmin edemediğinizden daha fazladır. Toplumsal temelde hiç düşünemediğiniz kadar size sorun yarattığı gibi önüne set çekilemeyeceği sürece başka nesilleri de arkasına alacaktır. Toplumsal patolojilerin başında okumamak gelmektedir. Okumamak denilince sadece devletin resmi okullarında eğitim almamak olarak anlaşılmamalıdır. Gençlik öncelikle kitapla tanıştırılmalıdır. Bilginin, hikmetin, doğru davranışın gölgesinde var olmanın gayesini öğrenmeli, öğretilmelidir. Doğdun, büyüdün, yaşadın, ve öldün mantığı yerine niçin varsın, gayen ne, öldükten sonra ne olacak, bu dünyaya gönderilme gayen nedir bunlar öğretilmeli. Bu sorun sadece devletin işi değil aynı zamanda STK’ların ve ailelerin üzerinde durması gereken bir mevzudur. Devlet resmi kurumlarıyla bunu gerçekleştiremiyorsa ya da eğitim kurumlarımdan çıktıktan sonra bana kalifiyeli eleman olarak gelsin de varlığının gayesini bilmese de olsun diyorsa, aileler oğlum- kızım okusun doktor olsun, avukat olsun diye verdikleri çaba kadar onları varlığın hikmetini öğretmeye de yönlendirmeliler. Biz dernek olarak bunun bilincindeyiz ve özellikle bu konuda gençlerin iyi algılama yapmaları için çalışıyoruz. Onları elimizden geldiğince okumaya, anlamaya, araştırmaya sevk etmek için okuma programları hazırlamaktayız. Bunu çoğu zaman sosyal etkinliklerle de desteklemekteyiz.
H.Türkoğlu/ İleriye yönelik çalışmalarınız içerisinde şubeleşme var mı yoksa sadece Kahta’da mı faaliyet göstereceksiniz?
Şu anda dernek bazın da faaliyet alanımız Kahta’dır. Ancak faaliyetlerimiz Kahta sınırlarının dışında da devam etmektedir. İlerde farklı yerlerde imkânlarımız el verirse şubeleşmeye de geçebiliriz. Bunun önünde tüzüğümüzde herhangi bir engel bulunmadığı gibi önümüzde zihinsel ve toplumsal bir engel teşkil edecek fikri sıkıntıda bulunmamaktadır. Çoğunlukla kendimize şiar edindiğimiz ilke ayrı noktaların üzerinde durmaktansa ortak noktaları zenginleştirmek ve ortak değerlerin üzerinden insanlara fayda vermektir. Artık ilerde İkbalin kelime anlamı olan ‘baht açıklığı veya yüksek bir makama, duruma erişmiş olma durumu’na göre gideceğiz.
H.Türkoğlu/ Şimdiye kadar gerçekleştirdiğiniz faaliyetlerinizden biraz bahseder misiniz?
Öncelikle altı yıl içinde yapılan faaliyetleri anlatmanın zor olduğunu belirtmemde sakınca yoktur sanırım. Fakat çoğunlukla yaptığımız faaliyetleri özetlemem gerekirse; köyden gelip Kahta’da okuyan öğrencilere Ramazan ayı boyunca iftar veriyoruz, maddi durumu yetersiz olanlara, kırtasiye, giyim, kira ve nakdi yardım da bulunuyoruz. Derneğimizin kütüphanesinde bulunan kitapları üyelerimize vererek okumalarını sağlıyoruz. Üyelerimizin kitap ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Ayrıca KPSS’ye hazırlanan üyelerimiz ile dershanelere gitme gereği duymayıp ÖSS’ye bağımsız çalışan öğrencilerimize dernek bünyesinde kitap vererek dernekte çalışmalarına imkan sağlıyoruz. Ayrıca yazın okuma kampanyaları, çeşitli alanlarda kurslar ile değişik yerlere gezi ve piknikler düzenlemekteyiz.
H.Türkoğlu/ Bahsettiğiniz faaliyetlerin başarı oranı nedir size göre ve istediğiniz başarıyı elde etmeyi engelleyen etkenler nelerdir?
Alınan başarı oranı hedeflenenin içinde yüzde yüz olmasa da yüzde ellinin üzerindedir. İstenilen başarının yakalanmamasının değişik nedenleri bulunmaktadır. Özellikle kurs verdiğimiz öğrenciler ile ÖSS’ye hazırlanan öğrencilerimiz genelde olumsuz çevrelerden geldikleri için almaları gereken eğitimi birkaç yıl sonra almış oluyorlar. Zamanında almaları gereken eğitimi almış olsalar bize düşen görev bu sefer ileri seviyeye çıkmaları için onlara yalnızca mekân sağlamak kalacaktı, ekstradan eğitim vermemize gerek kalmazdı. Ayrıca verilmek istenilen eğitime yeteri kadar zaman ayıramıyoruz. Derneğimizde çalışan ve eğitim veren insanların çoğu gönüllü devlet memurlarıdır. Kendilerine vakit ayırmayı bir köşeye bırakarak çoğunlukla boş zamanlarında dernekte çalışmaktadırlar. Memuriyetten arta kalan bir zaman dilimiyle istenilen başarı her zaman yakalanılmıyor. Başarı oranı cumartesi pazarlar kadardır, anlayacağınız memurlarla yapılmak istenen hedefin yedide ikisidir.
H.Türkoğlu/ İkbal Der’in siyasete ve siyasetçiye biçtiği rol nedir?
İkbal-der olarak hiçbir zaman siyasetin için de aktif olarak rol almadık. Türkiye’de yapılan siyasetin ar damarını pek göremedik. Çoğunlukla gördüğümüz manzara, Başa gelmeden önce mülayim, mütevazı, halkçı, insancıl, duyarlı, helalzade olan insanların koltuğa oturduktan sonra zıt özellikler kazandıklarını çok gördük. Her ne hikmetse artık gittikleri yerin suyundan mı, havasından mı olacak değişimleri çok hızlı olmaktadır. Önceki halleri ile sonraki halleri uyuşmadığı için pek yakın durmuyoruz. Dernek olarak yapmalarını istediğimiz tek şey sözlerinde dursunlar, yapacakları şeyleri söylesinler. Yapamayacakları şeyleri insanlara sıralamasınlar. Boş vaatlerle insanların güven duygularına gölgelik yapmasınlar, umutlarını kırmasınlar. Yoksa halk hangisi olursa olsun başa gelmeden öncede yaşıyordu, bir şekilde geçiniyordu, evine aş götürüyordu. Sözlerinin eri oldukları sürece, halk huzurlu olur, çatışmalar azalır. Aksi halde kimse ne samimiyetlerine güvenir ne de sözlerine inanır. Bunu söylememin sebebi bu günlerde Dersim katliamı tartışılıyor, herkes bir şey diyor kim gerçekten bu konuda samimi. Yapanın şimdiki misyonerleri mi yoksa iktidarda olan mı? Bu şekil gündelik konuşma ve çıkarlar için değil de toplumun menfaati için çalışmaları gerektirdiğine inanıyoruz. Halkın menfaatine çalıştıkları sürece destekliyoruz. Ama kendi menfaatlerine yönelik talana başlanıldığını, ülke gelirlerinin peşkeş çekildiğini gördüğümüzde de tepetaklak aşağıya inmeleri içinde üzerimize düşeni de yaparız.
H.Türkoğlu/ Bildiğiniz gibi sembol ve amblemler çoğu zaman hedeflerin kısa anlamlarıdırlar. İkbal Der’in ambleminde bir anlam var mıdır?
Evet anlam var. Dikkatlice bakıldığın da eli çenesinde düşünen bir insanın resmi görünmektedir. Yani toplumun düşünmeden, tefekkür etmeden sorunlarını çözülmesi beklenilemez. Düşünce varlığın ve çözümün anahtarıdır. Sorun ne olursa olsun düşünmeden çözülmeye çalışılırsa kalıcı sonuçlar elde edilmez.
H.Türkoğlu/ Son olarak röportajımızı bitirmeden önce ‘Öze Dönüş Platformu’nun mutabakat metnine imza attınız. Bu konuda bizimle paylaşmak istedikleriniz var mı?
Öncelikle Sekiz dernek yönetici ve üyeleri kendi aralarında ortak bir platform projesine imza atmanın avantaj ve dezavantajlarını konuştu. Birlikteliğin ve farklı yerlere açılmanın verdiği avantajları göz önüne aldığımızda imza atmayı uygun gördük. Temel kriterlerde herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Birleşme kararından sonra mutabakat metnini oluşturduk. Mutabakat metnini oluştururken de her bir maddenin üzerinde düşünerek, tartışarak, avantaj ve dezavantajlarını göz önüne alarak hazırladık. Daha sonra bunu kamuoyuna açıklamayı düşündük. Mutabakat metnini oluşturduğumuz gün hepimizin yüreğini yakan Van depremi oldu. Platforma imza atan Erciş Şafak Der ile Van İnsan Der deprem bölgesinde platform adına çadır kurup aktif çalıştığı için bir ay sonra yayınlayabildik. Depremden önce birleşme kararını alamıza rağmen kafalarımızda platformun yarattığı küçük şüpheler vardı. Fakat depremden sonra bu şüpheler tamamen silindi. Özellikle platform adına Erciş’te çadırın kurulması şüpheleri hepten sildi. Birlikteliğin, ortaklığın ne kadar gerekli olduğunu gördük. Çünkü Van’ı ve Erciş’i biz onlar kadar iyi bilmiyorduk. Van’ı yardımsız bırakmak olmazdı. Kâhta ve Adıyaman’da topladığımız yardımları platform çadırına götürdük. Oraya gittiğimizde baktık ki Şafak Der ile İnsan Der çok güzel bir organizasyon hazırlamışlardı. Gelen yardımları öncelikle depolarda çeşitlerine göre ayırıyorlardı. Daha sonra platform çadıra gelip ihtiyaçlarını yazan insanların adres ve telefonlarını alarak, onların ihtiyaçlarına göre hazırladıkları yardım kumanyalarını arabalarıyla evlerine götürüyorlardı. Şimdi afet durumlarında yardım toplamak, yüklemek ve toplanan yardımları afet bölgesine götürmek dışardan görüldüğü kadar zor değildir. Bu işler acil durumlarda en çok üç bilemediniz dört gününüzü alır. Fakat işin en ayrıntılı kısmı ise yardımları kime nasıl ne şekilde vereceğinizdir. İşte bu ayrıntıyı kurulan çadır ve bölgeyi iyi tanıyan diğer platform üyeleri hal etti. Biz oraya gidince bize sadece izlemek ve mest olmak kaldı. Bundan dolayı şüphelerimiz kalmadı. Her şeyde bir hayır vardır. Birleşmenin hayrı da acı olan bir afette göründü.
Röportaj: Hüseyin TÜRKOĞLU/ ufkumuzhaber/Kahta
İkbal Der'in Aşure Etkinliğinden Kareler
.JPG)
.JPG)
.JPG)
.JPG)

