Ülkemizde isimleri değiştirilen yerleşim birimlerinin eski gerçek isimlerinin geri verilmesi için yurt çapında başlattığımız imza kampanyası yoğun bir ilgi ile karşılandı. “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” adıyla başlattığımız ve farklı bir heyecana yol açan kampanyaya Türkiye kamuoyunun yakından tanıdığı onlarca gazeteci, yazar, şâir, sanatçı, akademisyen, doktor, avukat, sivil toplum temsilcisi ve kanaat önderi imzalarını atarak bu fıtrî ve insanî yürüyüşte bizlerle elele tutuştular, kolkola girdiler. İsimler için kurulan “Masa-yı Esma” (İsimler Masası) adetâ aydınlarımızı aynı masada bir araya getiren bir sohbet, tartışma, danışma ve istişare masası oldu.
Hiçbir bireysel ve kurumsal çıkar gözetmeksizin, yalnızca coğrafyamız üzerindeki şehir ve köylerin kadim isimlerini geri alabilmek gayesiyle başlattığımız ve Ufkumuz sitesinin evsahipliği yaptığı “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” imza kampanyası, Türkiye’nin entellektüel çevrelerini bir araya getiren bir buluşma masası haline geldi. Farklı düşünce dünyasından ve çevrelerinden onlarca düşünür ve aydın, aynı duygu ve kaygılarla “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” çağrısına ortak oldular.
Kampanyaya değerli imzalarıyla destek olan aydınları, kurduğumuz “Masa-yı Esma”da misafir etmek istiyoruz. Onları dinlemek, duygu ve düşüncelerini öğrenmek, bunları değerli halkımızla paylaşmak istiyoruz. Bu vesileyle “Masa-yı Esma Sohbetleri” adıyla başlattığımız söyleşi dizisinin sekizinci bölümünü ilginize sunuyoruz.
Bildiğiniz gibi, dizinin her bölümünde 4 ismi konuk ediyoruz. Bu sekizinci buluşmamızda, masanın diğer tarafında Yeni Akit Gazetesi Yazarı ve Ortadoğu Uzmanı Gazeteci Ahmet Varol, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal, Fıtrat (www.fitrat.com) Sitesi Yazarı Araştırmacı – Yazar Zeki Savaş ve Özgür Yazarlar Birliği (ÖYB) Genel Sekreteri, Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) Yönetim Kurulu Üyesi, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsanî Yardım Vakfı Tokat İl Temsilcisi ve Muş Alparslan Üniversitesi Araştırma Görevlisi Doğan Özlük var.
Konuklarımız ile yaptığımız sohbeti ilgiyle takip edeceksiniz. İlerleyen bölümlerde, girişime imzalarıyla destek veren tüm aydınları sırayla konuk etmeye devam edeceğiz. Hepsini.
Bu sohbetleri gerçekleştirmekten ve böylesi birlikteliklerden tarifsiz bir mutluluk duyuyor, zihinlerde, kalplerde ve dillerde farklı şeyler olsa da aynı kaygılarla birleşen ellerin bizleri barış ve özgürlük ortamına kavuşturacak “Ortak Payda”da buluşturacağına, bu buluşmanın da “Adını Arayan Coğrafya”ya öz kimliğini kazandıracağına olan sarsılmaz inancımızı bir kez daha seslendiriyor, ülkemizin her bir “Umudun İnsanı” olan ferdini bu “Özedönüş” hareketine katılmaya dâvet ediyoruz.
Ancak “Masa-yı Esma Sohbetleri” söyleşi dizisinin 8. bölümü olan bu bölümün, önceki 7 bölümden farklı olan bir özelliği var: Bu bölüm, “özel bölüm”...
Bu bölümün “özel” olmasının sebebi ise şudur: Daha önce 7 bölümünü tamamladığımız bütün söyleşiler (toplam 28 ropörtaj), direk söyleşi yapmak amacıyla, “elektronik posta” yoluyla gerçekleştirilmiş söyleşilerdi.
Fakat okuyacağınız bu bölüm, “yüzyüze sohbetlerin” yazıya dökülmesidir. Üstelik, söyleşi yapmak amacıyla da gerçekleştirilmemiştir bu sohbetler. Tamamen sıcak ve huzurlu bir ortamda yapılan “dost sohbetleri”dir; bu “dost sohbetleri”nin kaleme alınmasıdır.
Ve ayrıca, Türkiye veya Almanya’da da değil, İran’ın başkenti Tahran’da yapılmıştır bu sohbetler.
Uluslararası bir konferansın dâvetlisi olarak geçtiğimiz ay bir hafta bulunduğumuz Tahran’da, pekçok değerli kardeşimle yeniden biraraya gelme ve onların değerli nasihat ve birikimlerinden istifade etme şansı yakaladım.
Elbette ki böyle bir şansı yakalamışken, şehir ve köylerimizin gerçek isimlerini geri almak amacıyla kurduğumuz “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” girişimi, aynı isim altında başlattığımız imza kampanyası ve bu minvalde 20 yıla aşkın bir süredir verdiğimiz mücadele hakkında bu kardeşlerimle istişare etmeden, onların değerli nasihatlerini almadan, hatalarımız ve eksikliklerimiz konusunda bilgilendirilmeden yapamazdım.
Bu vesileyle sevgili hocam Ahmet Varol, sevgili başkanım Ahmet Faruk Ünsal, sevgili üstâdım Zeki Savaş ve sevgili genel sekreterim Doğan Özlük ile, “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” girişimi, imza kampanyası ve kurduğumuz “Masa-yı Esma” (İsimler Masası) hakkında istişare edip, onların değerli birikimlerinden istifade etme gayreti içinde bulundum.
Ancak dediğim gibi, bunlar söyleşi yapmak amacıyla gerçekleştirilmiş sohbetler değildir. Tamamen asude bir ortamda gerçekleştirilmiş dost sohbetleridir. Fakat bu sohbetler benim açımdan çok bereketli ve ufuk açıcı geçtiğinden, daha sonra bende bunları yazıya dökmek ve “Masa-yı Esma Sohbetleri” içinde bir “Tahran Özel Bölümü” hazırlamak fikri oluştu.
İlgiyle okuyacağınızı umuyorum...
İbrahim Sediyani
Masa-yı Esma Sohbetleri
TAHRAN ÖZEL BÖLÜMÜ
Ahmet VAROL – Ahmet Faruk ÜNSAL – Zeki SAVAŞ – Doğan ÖZLÜK
|
≈ AHMET VAROL ≈
Masa-yı Esma (İsimler Masası)’da, Tahran Özel Bölümü’nde sohbet ettiğimiz ilk isim, Yeni Akit Gazetesi Yazarı ve Ortadoğu Uzmanı Gazeteci Ahmet Varol.
AHMET VAROL HOCAMIZ ASİMİLASYON POLİTİKALARININ BAŞLATILDIĞI TOPRAKLARDAN
Öncelikle bir hususu tüm içtenliğimle belirtmem gerekiyor: Ahmet Varol’un Masa-yı Esma’ya konuk olması, benim açımdan burada kelimelerle ifade edemeyeceğim ve aciz dilimin kesinlikle dönemeyeceği derecede mutluluk verici bir olaydır. Bunun da bir değil tam dört sebebi vardır:
1 – Ahmet Varol benim Türkiye’de en çok sevdiğim ve saygı duyduğum insanlardan biridir; hatta başta gelir.
2 – Ahmet Varol benim Mavi Marmara gemisindeki yol arkadaşımdır. Ve sadece Akdeniz sularındaki mavi yolculukta birlikte seyahat etmekle kalmadık, esir edilip atıldığımız İsrail zindanlarında da aynı koğuşta kaldık. Benim koğuş arkadaşımdır, Ahmet Varol. Negev Çölü’nün ortasındaki Be’er – Şeva (Bîr’us- Sebâ) şehrinde bulunan Ela Hapishanesi’nde aynı koğuşta yattık.
3 – Uzun yıllardır kalemiyle hizmet verdiği Yeni Akit Gazetesi’nin as yazarlarından olan Ortadoğu uzmanı Ahmet Varol, sadece son bir yıl içinde, evet, Allâh kendisinden razı olsun, sadece son bir yıl içinde, gazetedeki köşesinde benim eski köy isimlerini bir çalışmada topladığım “Adını Arayan Coğrafya” kitabımdan ve Ufkumuz sitesinde devam eden “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” adlı çalışmamızdan bahsederek bizleri onurlandırmıştır. Sadece son bir yıl içinde iki kere emeklerimizden bahsedip kaleme almış ve hayırla yâd etmiştir.
4 – En önemli sebebini ise son maddeye sakladım: Mâlumunuz olduğu üzere Cumhuriyet tarihi boyunca 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere 28 bin isim asimilasyon politikaları sonucu zorla, zorbaca değiştirilmiştir. Bunlar yerleşik halkın rızası olmadan, tamamen asimilasyon amaçlı yürürlüğe konan bir politikanın sonucudur. Bütün Kürtçe, Lazca, Gürcüce, Rumca, Ermenîce, Arapça, Çerkezce isimler silinmiş, hepsinin yerine uydurma Türkçe isimler verilmiştir. Adeta bütün kimliğimiz, değerlerimiz ve tarihimiz sistematik olarak yok edilmeye çalışılmıştır. Bu ırkçı ve şoven uygulama ise Artvin’de başlatılmış, ordan başlayarak tüm yurt sathına genişletilmiştir. Köylerinin isimleri değiştirilen ilk ilimiz, Artvin ilimizdir. İşte sevgili Ahmet Varol hocamız da bu toprakların çocuğudur; Artvin’lidir. Dolayısıyla, 20 yıldır kendisine karşı mücadele ettiğimiz ve deyim yerindeyse tüm ömrümüzü kendisine karşı mücadele etmeye harcadığımız bu ırkçı – şoven asimilasyon politikasına karşı kesin ve nihaî olarak zafer kazanmak ve şu anda cennet kokulu güzel köylerimizin girişindeki tabelalarda yazılı olan uyduruk isimleri bir daha dirilmemek üzere çöplüğe atmak amacıyla kurduğumuz “Masa-yı Esma”ya, bu politakanın doğduğu yer olan Artvin’den bir insanı konuk etmek, her şeyden önce “sembolik” anlamı olan bir tercihtir.
“BU ÇABANIZ BÜYÜK BİR SAYGIYI HAK EDİYOR”
Ahmet Varol hocamız bu sohbetimizde genel hatlarıyla şunları söylüyor:
“Yer isimleri konusunda yaptığınız çalışmaları ilgiyle takip ediyorum. Bana göre bu çabanız büyük bir saygıyı hak ediyor. Gerek Özedönüş Yayınevi tarafından basılan ‘Adını Arayan Coğrafya’ kitabı olsun, gerekse Ufkumuz sitesinde hayata geçirilen ‘Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz’ girişimi olsun, bunlar Türkiye’deki Müslümanlar’ın yüzünü ağartan, güven ve cesaret kazandıran çalışmalardır. Çünkü teorik olmakla sınırlı kalmayan, pratik karşılığı olan çalışmalardır. Somut emeklerdir.
Bir araştırmacı olarak araştırma ürünü eserlere daha bir değer veriyorum. Çünkü istifade ediyorum. ‘Adını Arayan Coğrafya’ kitabı, benim evimin kütüphanesindeki, kitaplığımdaki en özel kitaplardan biridir. Arada bir aklıma gelir veya gözüm takılırsa, raftan çıkarır bakarım, incelerim. Her baktığımda da kitap daha bir kıymetlenir gözümde.”
AHMET VAROL’UN BİZLERLE PAYLAŞTIĞI İLGİNÇ BİR HATIRÂSI
Bir de çok ilginç bir hatırâsını paylaşıyor bizimle, Ahmet Varol. İran’ın başkenti Tahran’daki Persian İstiklâl Oteli’nin bahçesinde O’ndan bu hatırâsını dinlediğimde gülmekten kırıldım. O da zaten gülerek anlatıyordu bu hatırâsını.
Hocamızdan dinleyelim:
“Bir gün evde, hânımıma bir oyun oynayayım dedim. Öbür odaya, yanına gittim. Dedim ki, ‘Hânım, sizin köyünüzün ismi neydi?’ Hemen cevap verdi tabiî; fakat yeni ismini, resmî ismini söyledi. Ben de O’na dedim ki, “Yanlış, sizin köyünüzün ismi öyle değil. Sen nasıl bir insansın ki daha kendi köyünün ismini bile bilmiyorsun? Bak sizin köyünüzün gerçek ismi...” Eski ismini söyledim köyünün. Şaşırdı, hayretler içinde kaldı. Şaşkın halde bana bakıp, “Doğru! Bizim köyün eski ismi odur. Kendi aramızda hâlâ o ismi kullanırız. İyi de, sen bunu nerden biliyorsun? Benim köyümün eski ismini nerden öğrendin?” diye sordu. Bunun üzerine ben de arkamda sakladığım ‘Adını Arayan Coğrafya’ kitabını çıkardım ve havaya kaldırarak, “İşte, bu kitapta hepsi yazıyor. Senin köyün, akrabalarının köyleri, bütün yakınlarının ve tanıdıklarının köyleri, hepsi bu kitapta” dedim.
Hemen kitabı elimden kaptı ve incelemeye başladı. Hem kendi köyünü, hem de akrabalarının köylerini kitapta görünce hem çok şaşırmış, hem de oldukça mutlu olmuştu. Zaten ondan sonra benden daha çok eline almaya başladı kitabı. ‘Adını Arayan Coğrafya’yı benden daha çok sahiplendi. Velhasıl İbrahim kardeşim, senin kitabın evimizin bir parçasıdır. Bunu bilmeni özellikle istediğim için anlattım sana.”
Değerli hocama ve yenge hânıma sonsuz selamlar, saygılar...
“ADINI ARAYAN COĞRAFYA”NIN FİLİSTİN VERSİYONU İÇİN “EDİTÖRLÜK” TEKLİFİ
Sohbetimizin devamında bir de teklifi var, Ahmet Varol hocamızın:
“Bir süredir Filistin hakkında taslak halinde olduğumuz bir proje var. Filistin topraklarında yeni Yahudî yerleşimleri yapılıyor ve siyonist rejim var olan yerleşimlerin, köy, semt ve mahallelerin Arapça isimlerini resmî evrak ve belgelerden siliyor. İbranîce isimler veriyor.
Biz Filistin topraklarındaki Arapça yer isimlerinin yok olmaması için bir çalışma yapmak düşüncesindeyiz. Bu isimleri bir kitapta toplamak istiyoruz. Senin kendi ülkemiz için hazırladığın ‘Adını Arayan Coğrafya’ kitabının aynısı yani; bu da Filistin’deki yer isimleri.
Proje ekibindeki arkadaşlarla bu çalışmayı istişare ederken, kitaba editörlük yapacak isim olarak aklımıza sen geldin. Bu kitabın editörü olarak en uygun ismin sen olacağı konusunda ortak bir kanaat oluştu. Çok ciddî bir çalışma olacak bu; tamamen ekip ve araştırma ürünü inşallâh. Eğer kabul edersen kitabın editörü ol. Sen birşey yapmayacaksın; kitabı biz hazırlayacağız. Bittikten sonra da sen gözden geçirecek ve ona en uygun şeklini vereceksin. Bir de o tatlı kaleminle güzel bir önsöz yazarsın.”
Ahmet Varol hocamızın bu anlamlı teklifine tek cümleyle karşılık veriyorum: “Filistin için canım fedâ!”....
Ahmet Varol ve İbrahim Sediyani, Persian İstiklal Oteli’nde
≈ AHMET FARUK ÜNSAL ≈
Masa-yı Esma (İsimler Masası)’da, Tahran Özel Bölümü’nde sohbet ettiğimiz ikinci isim, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal.
MAZLUMDER KONUK DEĞİL EV SAHİBİ
Ahmet Faruk Ünsal’ın yer isimlerini geri almak için yürüttüğümüz mücadele için söyleyecekleri ve bu konuda bize yapacağı tavsiyeler oldukça önemli. Hem bölgeden, Adıyaman ilimizden bir insan olarak sorunu yakından tanıması ve direk muhatabı olması, hem de MAZLUMDER gibi ülkemizin ve halkımızın yüzakı olan bir derneğin genel başkanlığı koltuğunda bulunan bir kanaat önderi olarak O’ndan alacağımız en küçük bir tavsiye bile, bizler için altın değerinde.
Zira “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” girişimine Ahmet Faruk Ünsal sadece imza atıp destek vermekle yetinmiş değil. Ayrıca, Allâh kendilerinden razı olsun, MAZLUMDER de kampanyaya kurumsal olarak destek veren ve kampanya metninin altında imzası bulunan bir dernek. Yani MAZLUMDER ve Ahmet Faruk Ünsal aslında “konuk” sayılmazlar Masa-yı Esma’da; bilâkis ev sahibidirler.
“ZALİM KİM OLURSA OLSUN ZALİME KARŞI – MAZLUM KİM OLURSA OLSUN MAZLUMDAN YANA”
Ahmet Faruk Ünsal başkanımız bu sohbetimizde genel hatlarıyla şunları söylüyor:
“Ben şunu kesinlikle ifade etmeliyim: ‘Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz’ girişimini ve ortaya koyduğu mücadeleyi oldukça anlamlı buluyorum. Hem gerekli ve hem de tam da zamanında başlatılmış bir hareket. Biz MAZLUMDER olarak zaten ülkemizdeki her türlü hak ve adalet mücadelesine ilkesel olarak destek veriyoruz. Mücadeleyi kimler yaparsa yapsın, kime karşı ve ne için olursa olsun, eğer HAKLI bir mücadele ise MAZLUMDER hiç tereddüt etmeden ve kimseden de çekinmeden, korkmadan o mücadeleye sonuna kadar destek verir. Zalimin de mazlumun da kimliğine bakmaz. Dîn, dil, ırk ve düşünce ayrımı yapmaz. Sadece “haklı – haksız” ayrımı yapar, “zalim – mazlum” ayrımı yapar. Bizim tavrımız böyleyken ve ilkelerimiz de ortadayken, sizin başlattığınız ve yüzde yüz haklı bir mücadele olan ‘Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz’ adlı gurur verici ve anlamlı bir mücadeleye MAZLUMDER’in kayıtsız kalması nasıl düşünülebilir? Dolayısıyla bu konuda ne kadar çok söz söylenirse MAZLUMDER’e de ‘Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz’ girişimine de o kadar haksızlık yapılmış olur. Söylenecek sadece tek söz var: ‘Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz’ haklı bir mücadeledir ve nerede haklı bir mücadele varsa MAZLUMDER oradadır.”
Hay ağzına bin sağlık, başkanım... Selam olsun böyle erdemli bir duruşa.
MAZLUMDER BAŞKANI’NDAN KAMPANYAYA DESTEK VEREN KURUM VE KURULUŞLARA ÖNEMLİ BİR TAVSİYE
Bir de çoook ama çok önemli bir noktaya temas ediyor, Ahmet Faruk Ünsal. Adetâ benim isyanımı dile getiriyor; üzüntüme ve çektiğim ıstıraba tercüman oluyor. Sanki içimi okuyor.
Dinleyelim:
“Bu konuştuklarımız elbette ki güzel şeyler, olumlu şeyler. Fakat olumsuz olarak gördüğüm bir husus da var, dile getirmeden geçemem.
Öncelikle senin bu konuda 20 yıldır tek başına verdiğin mücadeleyi saygıyla karşılıyorum. Bu mücadeleyi ‘Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz’ gibi güzel bir girişimle taçlandırman ise ayrı bir güzellik olmuş.
Fakat bizler bu mücadelende, itiraf etmeliyim ki, seni çok yalnız bıraktık. Müslümanlar senin bu çabalarına yeteri kadar sahip çıkmadılar. Sanki ismi değiştirilen köy sadece Sediyani’nin köyüymüş gibi.
Bak meselâ, bu son kampanyaya bakalım. Görünürde bu girişimi 4 tane dernek başlatmış ve onlarca dernek ve kuruluş da destek veriyor. Yani dışarıdan bakınca sanki bütün STK’lar birleşmiş de ortak bir hareket başlatmış gibi görünüyor. Halbuki süreci bir yıldır yakından takip edenler öyle olmadığını biliyorlar. Bütün bu şeylerin hepsini sen tek başına yapıyorsun. İmza kampanyası, o derneklerin mücadeleye katılması, söyleşiler, haberler, duyurular, makaleler, bütün bunların hepsini sen tek başına yapıyorsun. Senin ismin sadece “girişim sözcüsü” diye geçiyor ama herkes biliyor ki öyle değil. Sen her şeysin. Her şeyi sen tek başına yapıyorsun. İslamî camiâ da biliyor bunu, Sol camiâ da, Kürt camiâsı da. Girişimi takip eden herkes biliyor.
Bu doğru değil; yazıktır, günâhtır. 4 tane dernek başlatmış da, onlarca dernek destek veriyor da; hani nerde? Ne yapıyorlar? Eylem mi yapıyorlar, basın açıklaması mı okuyorlar, kampanyayı gündemleştirmek için etkinlik mi düzenliyorlar? Hayır. Bütün kamuoyu oturmuş bir kişiyi izliyor, “Sediyani ne yapacak?” diye seyrediyor tam bir yıldır.
Halbuki bu dernekler gerçekten de desteklerini bildirdikleri günden itibaren bu konuda çaba da sarfetmiş olsalardı, birkaç etkinlik, basın açıklaması, sivil tepki falan, emin ol bütün Türkiye bu kampanyayı konuşuyor olacaktı.
Yazık oluyor, gerçekten yazık oluyor. Bu kadar güzel bir girişim başlatılmış, bu kadar çok dernek aynı gaye için bir platformda buluşmuş, yüzde yüz haklı olan bir mücadele için ismini yazdırmış, ama kimsenin birşey yaptığı yok.
Herkes oturmuş bir kişiyi seyrediyor. Halbuki bu insan Almanya’da yaşıyor; oradan tek başına ne yapabilir ki? İsmi değişen köyler Almanya’da değil, burada.”
Yorum yok... Doğru söze ne denir ki?
Ahmet Varol, Ahmet Faruk Ünsal, Doğan Özlük ve İbrahim Sediyani, Persian İstiklal Oteli’nde
≈ ZEKİ SAVAŞ ≈
Masa-yı Esma (İsimler Masası)’da, Tahran Özel Bölümü’nde sohbet ettiğimiz üçüncü isim, Fıtrat (www.fitrat.com) Sitesi Yazarı Araştırmacı – Yazar Zeki Savaş.
Konuğumuz Zeki Savaş gibi bir insan olunca, “konu – konuk ilişkisi” hakkında hiçbir şey söylemeye gerek yok. Yapılacak tek şey, sözü hemen kendisine bırakmak.
Zeki Savaş üstâdımız bu sohbetimizde genel hatlarıyla şunları söylüyor:
REJİMİN ASİMİLASYON POLİTİKASI KESİN OLARAK BAŞARISIZLIĞA UĞRADI
“’Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz’ kampanyasını izlediğimde, bir nokta dikkatimi çekti: Köy isimlerini gerçekte devlet bizden alamadı. Köylerimizin isimleri, sadece devletin resmî belgelerinde değişti. Bir de kimlik kartlarımızda köy isimleri değişti. Gerçek hayatta ve zihin dünyamızda bir asimilasyon yaşanmadı. Ben, hiçbir zaman köyümün adının ‘Baykal’ olduğunu düşünmedim. Sadece resmî bir evrak doldururken bu ismi hatırlar ve yazarım.
Yaklaşık otuz yıldır köyden çıkmışım. Şu anda bile bir çırpıda çevremizdeki onlarca köyün gerçek adını, yani Kürtçe adını sayabilirim. Bu köylerin hiçbirinin Türkçe adını bilmem. Sadece ben değil, hiç kimse bilmez. Herkes icbaren sadece kendi köyünün Türkçe adını bilir ve resmî işlemler zamanında hatırlar. Bu durum, devletin köylerimizin ismini bizim zihin dünyamızda ve günlük yaşantımızda değiştiremediğini gösteriyor. Devlet, bizden köylerimizin gerçek adını alamadı ki geri versin. Devlet, kendi belgelerinde değiştirdi isimleri. Köylerimizin isimleriyle ilgili yapılması gereken şey, devletin kendi belgelerindeki yanlışı ve tahrifi düzeltmesidir. Biz, köylerimizin ismini vermedik, o isimleri değiştirmedik, asaletimizi koruduk.
ESKİ İSİMLERDE ASALET VARDIR
İl ve ilçelerle ilgili durum tabiî ki biraz farklıdır. İl ve ilçelerin yeni isimleri kabul görmüş gibidir. Elbette il isimlerindeki değişiklik, köy isimleri kadar radikal değildir. İl ve ilçeler, genellikle köyden kente göç sonucu oluşmuş ve gelişmiş yerlerdir. Köyden kente gelenler, geldikleri kentin ismiyle çok fazla ilgilenmezler. Çünkü şehirde yaşarken de kendilerini doğdukları ve ecdadının doğduğu köye nisbet eder ve kökünün dayandığı yeri korurlar. Bu nedenle şehirlerdeki isim değişikliğinin çok önemsenmediğini düşünüyorum.
Köy isimlerindeki asimilasyonun tutmamasının nedeni, köylerin kentlere göre daha asil olmasıdır. Köyde doğan her çocuk, anne babasından ve ecdadından kendi köyünün ve çevresindeki köylerin gerçek ismini öğrenir ve kültür dağarcığı kendi tarih ve coğrafyasının asaletiyle şekillenir. Artık hiçbir güç, o zihin dünyasını ve ondaki asaleti değiştiremez. Örneğin ‘Allos’lu bir çocuk, her zaman kendini ‘Allos’lu olarak bilir. Hiçbir zaman ‘Başarı’lı olduğunu düşünmez. ‘Başarı’ ismi tahmilî olduğu için her zaman iğreti olarak durur ve o çocuğun kültür dünyasında kendine yer bulamaz. Çünkü Allos’ta asalet vardır.
Dünyanın her yerinde devrimlerden sonra, esasa ilişkin yapılan temel değişikliklerin yanında hiç anlamlı bulmadığım ama her yerde yapılan değişikliklerden biri de bu isim konusudur. Kent, köy, cadde, sokak ve meydan isimlerinin değiştirilmesini çok yüzeysel ve anlamsız buluyorum. Çünkü gerçekte isimlendirme doğal bir şeydir ve ideolojik değildir. Bu sebeple ideolojik isimlendirmeler, kalıcı olmamaktadır, kabul görmemektedir.
BÜTÜN DİLLER ALLÂH’IN ÂYETLERİDİR
Baskıcı ve ideolojik devletlerin zorla yaptığı bu isim değişikliğinin bir benzerini, yani isteyerek yapılan isim değişikliğini bireysel devrimlerde de görmekteyiz. Örneğin Müslüman olan Tony, Müslüman olduktan sonra, ilk işi ismini değiştirmek oluyor. Adını Musab, Yasir, Ammar gibi isimlerle değiştiriyor. Halbuki, bu sahabelerin isimleri, İslam’dan önceki isimleridir. Cahiliye dönemindeki isimleridir. Müslüman olduktan sonra da aynı isimleri devam etmiştir. Musab’ın adı, Müslüman olduktan sonra Musab olmadı. Önceden de aynı isimdi. Tony de Müslüman olduktan sonra aynı ismini koruyabilir. İsmini değiştirmesini gerektiren bir neden yoktur. Çünkü asıl olan müsemmadır, isim değildir. Asıl olan onun bir Müslüman gibi yaşayıp yaşamamasıdır, isminin Ali veya Veli olması değildir. Öte yandan bütün diller Allâh’ın âyetleridir. Herkesin kendi ismi doğal olarak kendi dilinde olur.
İsimlerimizi geri istemeniz, doğal olana dönme isteğidir. Hayatın da doğalı güzeldir. Devlet ideolojik maksatlı ve haksızca bu isimleri değiştirdi. İşte sen de İbrahim kardeşim, bu haksızlığa karşı, tabiî, doğal ve asil olana dönüş kampanyası başlattın. ‘Her şey aslına geri döner’ kuralı gereğince senin bu çabalarının meyve vereceğini kuvvetle umut ediyorum.”
Xwedâ j’te razi be.
Zeki Savaş, Doğan Özlük ve İbrahim Sediyani, Huweyze Oteli’nde
≈ DOĞAN ÖZLÜK ≈
Masa-yı Esma (İsimler Masası)’da, Tahran Özel Bölümü’nde sohbet ettiğimiz dördüncü isim, Özgür Yazarlar Birliği (ÖYB) Genel Sekreteri, Toplumsal Dayanışma Kültür Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Derneği (TOKAD) Yönetim Kurulu Üyesi, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsanî Yardım Vakfı Tokat İl Temsilcisi ve Muş Alparslan Üniversitesi Araştırma Görevlisi Doğan Özlük.
Doğan Özlük kardeşimiz ile Tahran’da bir hafta boyunca aynı otelde, aynı odada kaldık ve tüm İran gezimiz boyunca birlikte olduk.
O’nunla “Bütün İsimlerimizi Geri İstiyoruz” girişimi hakkında uzun uzun konuşmam gerek yoktu. Çünkü her seferinde kendisi açıyordu konuyu ve her seferinde de aynı cümleyi tekrarlıyordu.
Öyle bir cümle ki, kitaplar dolusu anlatıya bedel: “Abi helâl olsun size; haklı bir mücadele, sonuna kadar destekliyorum.”
Doğan Özlük ve İbrahim Sediyani, Tahran’da “Uyanış Dalgaları” adlı edebiyat panelinde konferans veriyorlar
Doğan Özlük ve İbrahim Sediyani, Tahran’da ikinci konferanslarını veriyorlar
Doğan Özlük ve İbrahim Sediyani, “Tahran Şiir Gecesi”nde şiir okuyorlar
Doğan Özlük ve İbrahim Sediyani, İran devlet televizyonunun Azerîce kanalına canlı yayın konuğu oluyorlar
İbrahim Sediyani, İran devlet televizyonunun Kürtçe kanalına canlı yayın konuğu oluyor
Doğan Özlük ve İbrahim Sediyani, İran devlet radyosunun Azerîce kanalına canlı yayın konuğu oluyorlar
İbrahim Sediyani, İran devlet radyosunun Kürtçe kanalına canlı yayın konuğu oluyor
İran’ın başkenti Tahran’daki Beheşt-i Zehrâ’da “Halepçe Şehîdliği”
Tahran’daki “Halepçe Şehîdliği”, Halepçe’de kimyasal silâhlarla katledilen mazlum Kürt halkının anısına yapılmış
Kürdistan’ın Halepçe kentinde 5 binden fazla Müslüman kimyasal silâhlarla katledildi; gerçek anlamda bir soykırımdı
Tahran’daki “Halepçe Şehîdliği”nde gözyaşlarına hâkim olmak mümkün değil... Dakikalarca durup ağlarsınız; gözyaşlarınız sel olup akar
“Allâh yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz; bilâkis onlar diridirler ve Râbleri katında rızıklandırılmaktadırlar. Fakat siz bunu bilmezsiniz.” (Baqara, 154; Al-i İmran, 169)
Hawar, hawar... Fermana me Kûrdane
16 Mart 1988... Yer, Halepçe...
Söze gerek var mı?
İran’ın başkenti Tahran’ın çıkışında “Kürdistan Otobanı”...
Sohbetler: İBRAHİM SEDİYANİ
İmza kampanyasına ulaşmak için:
http://www.ufkumuz.com/imza/