Ölçeği belirsiz sallandı yüreğim
Bir ses geldi, tükendim
Enkazın kucağındadır kalbim
Bir ses duyuyor gibiyim
Artçısı yok, eksiği çok gönlümün
Gel diyor işte buradayım
Bir ses duyuyor gibiyim
Gitme, dün kaldığın yerdeyim
***
Van sallandı, Erciş yıkıldı manşetleri ile duyuruldu 7,2 büyüklüğündeki deprem.
Evet, Gerçekten de Erciş yıkıldı ve enkazın altında kalbimiz kaldı. Salih Abiartık muhasebesinde değil ve aradığınızda mobilyaya gelemeyecek.
***
Hangi insanı bir kelime tarif edebilir,
Tek bir kelime kimin yaşadıklarını özetleyebilir ki.
Onu tanıyan, onunla tanışan, onu bilen herkesin ağzından dökülen, Onu tarif eden ilk ve tek kelime; “Gülümseyen Adam”, “Erciş’in Gülen Yüzü”…
Ebediyet kervanına katılanların arkasından iyilikle bahsedilir. İyi yanları konuşulur. Hep onunla yaşanılan güzel anılar anlatılır. Bu o insanın iyi olmayan yönlerinin olmadığı anlamına gelmez. Vardır elbet her fani gibi hataları, günahları, eksikleri. Ki bu da iman etmiş biz aciz kulların tövbe kapısını aşındırmasına vesiledir. Her seferinde insan ve aciz bir kul olduğumuzu hatırlatır bize bunlar. Ancak bu dünyadaki kısacık misafirliğimizin genel geçer kuralı bu olmakla birlikte istisnaları da mevcuttur.
Tanıyan herkesin sadece iyiliğine şahit olduğu bir insandı Salih Abi.
Güler Yüzlüydü Salih Abi;
Hayata gülümseyebilmek, insanın çalışarak sahip olabileceği bir meziyet değildir. İçinden gelmeli insanın. Kalbinden hissetmeli ki yüz hatlarına sirayet edebilsin o ifade.
İçinde bulunduğu ortama, hayatın her şeye rağmen devam ettiğini anlatan, yeniden, yorulmadan yürümeyi, koşmayı öğreten bir duygunun eseridir gülümseyebilmek.
İyi ve kötü olanı birlikte taşıma ve yaşama kabiliyetiyle donatılmış İnsanoğluna gülümseyebilmek, onları olduğu gibi kabul etmek, onlarla iletişime geçmek, onları anlamak, onlara anlatmak, ancak onları sevmekle mümkün olabilir.
Çünkü insan ancak sevdiklerine gülümseyebilir.
Salih Abi İnsanları Seviyordu.
Hayatını Kur-an’a göre şekillendirenler “Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir.” (Enam 32) ayetini, diğer tüm ayetler gibi düstur edinirler. Dünya malının sadece dünyada kullanılması gerektiği bilir, Dünyalık hiçbir mevzu, birlikte olduğu insanlarla irtibatını ve muhabbetini değiştirmez. Salih Abihayatını Kur-an’a göre şekillendiriyordu.
46 Yıllın İlk Günü
1965 Yılında, Erciş’in meşhur üzümlerini bir at sırtında köy köy, kasaba kasaba dolaşarak satan (Çerçilik yapan) Hacı İzzet Babanın ve evinde hiç eksik olmayan misafirlerine hizmeti bir vazife olarak telakki eden Hacı Safiye Annenin (Allah rahmet etsin) Üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelir Salih Abi.
Erciş’te Çocukluk Güzeldir. Salih Abi İyi Bir Çocukluk Geçirdi.
Serhat kışlarının sertliğinden, kurak iklim ve çorak topraklarından eser yoktur Erciş’te. Ilıman iklim ve verimli topraklarında bin bir çeşit sebze ve meyve yetişir. İnci Kefali ile meşhur Van Gölü’nün sahilinde yem yeşil bir şehirdir Erciş.
Yeşil Erciş’te ilk ve orta öğretimini bitiren Salih Abi 1984 yılında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesinde Yüksek Öğrenim tahsiline başladı.
Lise yıllarında tanıştığı arkadaşlarından bağlarını koparmadan Van’da yeni ve hareketli bir yaşama başlar Salih abi. Tanıştığı yeni arkadaşlarıyla İslam adına, insanlık için iyi ve doğru bildiklerini yaşamaya ve anlatmaya çalışarak bitirir dört yıllık tahsilini.
Erciş’te Yaşamak Güzeldir. Salih Abi Çok Güzel Yaşadı.
Üniversite tahsilinden sonra babasının yanında muhasebecilik yapmaya başlar. Kısa bir süre sonra ise muhasebenin tüm işleri tamamen Salih Abi’ye kalır. Çalışmayı sevdiği ve sorumluluğunun bilincinde olduğu için tüm ailesinin geçimini neredeyse o sağlıyordu.
Salih Abi için aile kavramı kan bağıyla sınırlı değildi elbette. Birlikte olduğu tüm arkadaşlarını ailesinin bir ferdi olarak görüyordu. Kimine abi, kimine kardeşti. Ama değişmeyen tek gerçeği vardı. Her türlü sıkıntı ve dertlerinin ortaktı.
Muhasebe ve Mobilya…
Erciş’e yolu düşen herkesin bildiği ve uğradığı iki adres vardır. Muhasebe ve Mobilya…
Salih Abi muhasebede hazır bulunsun veya bulunmasın günün hangi saatinde giderseniz gidin orada birkaç arkadaşı bulmanız mümkündü.
Misafir ve arkadaşlarına zaman ayırmak adına işlerini gece yarılarına veya ay sonlarına bırakmayı tercih ederdi Salih Abi.
Aynı zamanda birkaç işi bir arada yapabilme kabiliyeti, sanki Allah’ın bir lütfuydu ona. Bir yandan çalışırken diğer yandan da arkadaşları ve misafirlerini dinleyip onlarla muhabbet edebiliyordu.
Erciş’te Dostluk Güzeldir. Salih Abi Güzel Bir Dosttu.
Dostlarını seviyordu. Onlar için yapamayacağı şey, katlanamayacağı sıkıntı yoktu. Sevinç ve hüzünlerini paylaşmayı hayatının düsturu haline getirmişti Salih Abi. Taziye ve düğünlerin değişmez ismiydi. Her kim nereye gidecekse Salih Abi onlarla giderdi. Kendisi daha önce gitmiş olsa bile arkadaşlarının isteğini geri çevirmezdi.
Dostlarının sorunlarına duyarlı olduğu kadar, içinde yaşadığı toplumun, Dünya Müslümanlarının, mazlum ve ezilmiş halklarının da sorunlarına duyarlıydı Salih abi. Bir eylemde bayrak sallarken, tekbir getirirken de görebilirdiniz. Bosna, Çeçenistan, Filistin veya başka bir Müslüman ülkede şehid olan bir önderin, âlimin gıyabi cenaze namazında da. Bir komşusu, bir arkadaşı için yardım toplarken de görebilirdiniz, çok uzak diyarlara yardım için ilk adımı atanın o olduğuna da…
Çevre il ve ilçelerle diyalog halindeydi. Misafir ağırlamayı çok severdi. Erciş’e gelen misafirlerin ilk uğrak yerlerindendi muhasebesi ve evi.
Arkadaşları için zamanı ve imkânı çoktu. Ve onlarla olmak onu mutlu ediyordu.
Güzellikleri, güzel insanları anlatmaya kelimeler kifayetsiz, sayfalar yetersizdir.Salih Abiyi tanıyanlar şahittir ki o, “güzel” yaşadı ve güzellikler bırakarak ayrıldı aramızdan. Bize yaşattığı tüm güzellikler için kendisine teşekkür ediyor, hakkını helal etmesini umuyoruz. Bizden yana her ne hakkımız varsa helal olsun.
Şahidiz Ya Rab… Şahidiz Ya Rab… Şahidiz Ya Rab…
Salih Abi iyi ve imanlı bir Müslümandı.
Kendisine ve kendisiyle beraber aramızdan ayrılan aile bireylerine Yüce Allah’tan rahmet ve merhamet diliyoruz.

ARKADAŞLARININ DİLİNDEN SALİH ABİ
Sıdkı BİLMEZ/ Öğretmen
Üniversiteyi kazanıp Van’a gittiğim yıl, yani 1984’te onunla tanıştım. Üniversitede tanıştığım birçok kişi ile tanışıklığımızdan farklı bir tanışmaydı bu. Hayatımın o günden sonraki her anında, her şeyinden fedakârlığıyla, her kesten bir adım önce beni kabul etmesiyle yoldaşım oldu. Dostum oldu. Dostlar edinmeme vesile oldu. Beni aile fertlerinden bir fert, her şeyine ortak bir kardeş olarak görüyordu. Tabii olarak ben de onu o şekilde kabul ediyordum.
Salih, kısa hayatını dolu dolu yaşadı. Sade, tertemiz…
Hayatta en çok zevk aldığı şey; arkadaşları ile beraber olmak ve onlarla meşgul olmaktı.
O’nun yanında “Yok” kelimesi yoktu. Hiçbir şeye ve kimseye yok demezdi. Tanıdık olsun olmasın kapısını çalanı geri çevirmezdi. Kendisinde olmayanı, arkadaşlarından bulur yine de isteyene istediğini vermeyi üzerinde bir vazife bilirdi.
Ben ona Gıcık derdim. O ise bana Dımso.
Gıcık yine yaptı gıcıklığını, beni bırakıp gitti.
İyi bir insan olduğuna şahit oldum. Şahidim Ya Rab.
Mevla’m Rahmeti ile muamele etsin inşallah.
Fedakârlığına Bir örnek;
Bir gün arkadaşlardan birisinin ekonomik sıkıntısı vardı. Çelik (kitaplık) dolabını satmak istiyordu. Kendisi arkadaşını zor durumdan kurtarmak için o dolabı aldı. Aldığı dolabı bir hayır kurumuna bağışladı. Bir hafta sonra aynı dolaptan bir tane aldı ve arkadaşına hediye etti.
Not: Yakın arkadaşlarının tanıklığıyla Salih Abi’yi daha iyi tanımaya devam ederiz inşallah.
Alaattin BİLMEZ - Fitrat.com
_______________________________________
- 11 yaşındaki Sedâ’ya ve tüm Göldaş ailesine -

Barakadan evlere hapsetme beni
sığdıramam yüreğimi dört çeper arasına
depremler yıkamaz sana olan sevgimi
âfetler engel olamaz sevdama
sadece umutlarımız enkaz altında kalır
yarınlara bakan gözlerimiz
ve bir de gözyaşından tebessümler
annelerin.
Depremler önce yüreğimde olur
depremler bir nazarda patlar
bir gülücük sarsar coğrafyaları
çocukların üşüyen ellerinde
öyle mâsumdur ki yürekleri
öyle sevgiden yana
merhametten yana
çocukların elleri okşar tüm güzellikleri
bir kedinin tüylerini
bir annenin saçlarını
bir güvercinin kanatlarını
bir çığlıktır yırtar gecenin sessizliğini
şafağımsı
şafağımsı bir tutkuyla.
Fay hattında bir yaşamın
elleri çatlak çatlak
ve umutları bir beşik gibi sallanan çocuklarıyız biz
yıkıldı evimiz
yıkıldı yuvamız loo
dünümüz bugünümüz yarınımız
bize ait ne varsa, şimdi
enkaz altındadır…
Ben daha doğmadan yapılan evimizin
ben büyüdükçe küçülen odaları
üç ölüm beş de doğum gören eşyalarımız
enkaz altındadır…
anamın her hamileliğinde
ninemim ördüğü patikler bebek kazakları
dedemden yadigâr Oltu taşı tesbih
oy ömrüm ömrüm
enkaz altındadır…
Yüzünü iki senede bir gördüğümüz
babamın Alamanya’dan getirdiği
tuhaf tuhaf hediyeler
enkaz altındadır…
anam tek başına büyütmüştü beşimizi de
babam kâğıtları çıkartıp bizi de alacaktı yanına
niye bir türlü yapmıyordu kâğıtları Alaman devleti
okuması yazması mı yoktu gâvurun yoksa vicdanı mı
babam her geldiğinde şikâyet ederdi anam
ağlardı garip anam
vururdu yüzüne içindeki acıyı
oy babamın pasaportu
anamın pembe nüfûs kâğıdı
oy kime yanam loo
enkaz altındadır…
Her seferinde de aynı lafları ederdi babam
“az kaldı hanım, sabret, az kaldı” derdi
babamın anama bu lafı söylediğini ilk duyduğumda
küçücük bir çocuktum
sonra kocaman delikanlı oldum
okula gittim kravat bağladım
babam hâlâ aynı lafları söylüyor anama
“az kaldı hanım, sabret, az kaldı”
garibime giden şey
her seferinde de inanırdı anam bu laflara
fakat şimdi anladım ki
babam inanmayacağını bile bile söylermiş bunları
anam da inanmadığı halde inandı gibi yaparmış
böyle severmiş “eski toprak” dedikleri insanlar
biz cahalattan sanırmışız amme
sevgiden saygıdan yaparlarmış bunu
şimdiki nesilde nasıl ki evlendikten sonra
sevgi de saygı da uçup gidiyorsa
onlarda evlendikten sonra başlarmış bunlar
onun için hiç boşanmazlarmış “eski toprak” insanlar
bir ömür boyu aynı yastığa baş koyup
beraber yaşlanırlarmış
oy anamla babamın baş koyduğu yastık
ez bımrım loo
enkaz altındadır…
Bir yaşanmışlık varsa ömründe garip anamın
babamla beraber Hacc’a gittikleridir
nasıl da gururluydu anam
hiç böyle mesud görmemiştim onu
hiç böyle kendine güvenen böyle güçlü
Mekke’den bir Kur’an-ı Kerim getirmişti kendisiyle
içindeki bütün Allâh isimleri kırmızı yazılmıştı
ne zaman Kur’an okusak evde
onu getirirdi anam
“al bu Kur’an’ı oku” derdi bana
anlamazdım bu garip ısrarını
“ana ne fark eder ki, o da Kur’an, bu da Kur’an
bütün Kur’an’lar aynıdır ana”
bilirdi ama yine de ısrar ederdi
“olsun oğlum, bilirim elbet aynı olduğunu
olsun, sen benim getirdiğimi oku, kırma ananı”
kırar mıydım hiç
kaç defa hatim ettim sayısını unuttum
anamın Hicaz’dan getirdiği Kur’an
oy kime yanam loo
enkaz altındadır…
Benden küçük kızkardeşim Asiye
kaç aile istemişti de geri göndermişti babam
“kızımın gönlü olmadan vermem” diyordu
diğerlerini sormadan vermiş de vicdan azabı hani
mahallenin en güzel kızıydı bacım
sonunda gönlü oldu da nişanını yapmıştık
benden çekinir gelmezdi nişanlısı evimize
dışarı da salmazdım bacımı hani
kızardım tehdit ederdim
“görürsem bacaklarını kırarım” derdim ona
anam kızardı ben böyle yapınca
“oğlum rahat bırak kardeşini
nişanlısı değil mi, zaten evlenecekler”
“olmaz ana” derdim kaşlarımı çatarak
“düğün olsun ondan sonra”
bizim buranın kızları böyledir
babadan korkmazlar abiden korktukları kadar
içinden kötü laflar ederdi bana bacım
“pis abi, çok kötüsün” derdi
oysa bilmezdi ciğer parem yürek yarem
onu öylesine severdim ki
onsuz düşünemezdim bu evi
kabullenemezdim bizden ayrılacağını
kıskanırdım da müstakbel eniştemi
ondan yapardım bu zûlmü bu baskıyı ona
beyaz bir gelinlik alınmıştı bacıma
düğününde giyecekti
saklamıştık dolabın içinde büyük bir özenle
iki ay sonra düğünü vardı
iki ay sonra giyecekti gelinliğini
ata bindirip davul zurnayla gönderecektik
oy kızkardeşimin beyaz gelinliği
oy ben öleydim loo
enkaz altındadır…
Üç nesil görmüştü yıkılan evimiz
dedemle ninemin siyâh – beyaz fotoğrafı
evdeki en eski resim
enkaz altındadır…
namaz kıldığımız seccadeler
üzerinde İstanbul resimleri bulunan tabaklar
oturma odasına astığımız
abimin askerlik fotoğrafı
yeğenlerimin oyuncakları
sekiz tane bebek büyüten tahta beşik
derdo derdo
enkaz altındadır…
buzdolabı televizyon teyip bir de bozuk dürbün
bazıları Türkçe bazıları Kürtçe olan kasetler
küçüldükçe kardeşlerin sırayla giydiği pantolonlar
ay – yıldız motifli çay bardakları
oy kime gidem loo
enkaz altındadır…
Gurbetteki nişanlıma ait tek fotoğraf
bana tâ uzaklardan gönderdiği
yasaklı bir kitabın arasına koyduğum
kalemlerim kitaplarım en sevdiğim ayakkabılarım
tuttuğum günlük
yazdığım şiirleri topladığım defter
ve nişanlımın saçlarına takmak için sakladığım kırmızı gül
oy leyla leyla
enkaz altındadır…
Her depremde ölen benim
benim evladını yitiren
benim kalan yetim
alınterim yıkılır üzerime
emeğimin enkazı altında kalırım
her deprem alır bizden yüzlerce can
Varto, Dinar, Karlıova, Sakarya ve Erzincan.
Erciş ve Van.
sediyani@gmail.com

Son yaşadığımız depremde Van’ın Erciş ilçesinde enkaz altında kalan Salih Göldaş kardeşimiz, annesi Safiye Göldaş, yengesi Asude Göldaş, iki kızkardeşi ve 11 yaşındaki kızı Sedâ Göldaş vefât ettiler.
Mekânları cennet olsun.
İbrahim Sediyani/www.ceylanpinari.com