Ufkumuz. Com olarak bir döneme düşünceleri ve aksiyoner kimliği ile derin izler bırakan ve şu an bile eserleri İslam Dünyasında büyük beğeni ile okunan Prof. Dr. Seyyid Kutub’u Yazarımız Seydayé Mustafa Naim’e sorduk. Çağın firavunlaşan sistemlerine karşı mücadelesini yılmadan sonuna kadar götüren ve kaleminin susturulduğu yerde mücadelesine kanıyla imza atan, bir şehidin fikirlerini, mücadelesini ve duruşunu bütün yönleri ile ele almaya çalıştık. Bir mücadele adamının hayatını hiç şüphe yok ki bir söyleşiye sığdırmak imkânsızdır.
Seyyid Kutub’un hayatını, Fikir değişikliğini, Şehadetini, Bahsettiği İslam toplumu ve özelliklerini, ‘İslam Düşüncesi’ eserini, Dönemin siyasal ve sosyal özelliklerini, Siyasal İslam ve İslam Devletini, Kelime-i Tevhidi, Mısır toplumunda Seyyid Kutub ve İhvan içindeki rolünü, ‘Yoldaki İşaretler’ eserini, Dönemin Mısır rejimi ve Müslümanların üzerindeki etkisini, Mısırda olan rejim değişikliği ve Türkiye de Seyyid Kutub’a yapılan tenkitler gibi konuları söyleşimize sığdırmaya çalıştık.
Söyleşimiz şehidimize, 29.08.1966 Tarihinde şehit olması nedeniyle “45. Şehadet Yılı”na vefa borcumuzdur...

N.Kaya: Söyleşimize başlamadan önce bizlere kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Öncelikle muhterem ve mahbup Ufkumuz.com sitesinin müdavimlerine saygı ve selamlarımı iletmeyi bir borç bilirim.
1972 Bismil’e bağlı Cadê (Uğrak) köyünde dünyaya gözümü açmışım. 1980’de, köyde iki taraf arasında çıkan ve maalesef hala da aralarında sulha bağlanamayan bir kan davasına taraf olmamak için, önce Batman’ın Gırbereşk köyüne, ardından da Diyarbakır merkezine taşındık. İlköğretimden sonra Diyarbakır İHL’ye başladım. 1992’de mezun oldum. 1993 yılında Suudi Arabistan’ın Medine şehrinde Medine İslam Üniversitesi’ne başladım. 1999’da mezun oldum, Türkiye’ye nihai dönüş yaptım. Üniversite diplomama, YÖK nezdinde denklik verilmediği için çareyi yurtdışında aradım. Bilmem kaç ülkeye gitmeme veya evrak göndermeme rağmen nasip olmadı. Hayat devam ediyordu her şeye rağmen. Öğrenim yolları tıkanınca ticarete atıldım. Bunun için birkaç il dolaştım. Hala da ticaretle uğraşım devam ediyor. Bu arada karınca kadarınca da olsa okuma - yazmaya gayret gösteriyorum. Evliyim ve dört çocuk babasıyım.
N.Kaya: Bir döneme ismini yazan, Seyyid Kutub’un fikirlerini, yaptıklarını, yaşantısını ve İslam Dünyasındaki yerini konuşmadan önce Seyyid Kutub kimdir?
Mısır’da meydana gelen halk devrimi, yasaklanmış ve gizli tutulmuş arşivlerin gün yüzüne çıkarılmasıyla devrik rejimin hışmına, gadrine, işkence ve katline maruz kalmış Mısırlı âlim ve aydınların bundan sonra daha çok tanınması, araştırılması ve onlardan daha fazla istifade edilmesini, ayrıca iade-i itibarlarının sağlanmasını mümkün kılacağını ümit ediyor ve inanıyorum.
Seyyid Kutub’un tam ismi; Seyyid Kutup İbrahim Hüseyin Şazili.
AAsyut kazasına bağlı Muşe köyünde 09.10.1906’da dünyaya gelir. Çocukluğu köyde geçer ve ilkokulu1912–1918 yılları arasında orada okur. Devrim’den ötürü iki yıl okuldan uzak kalır. 1920’de on dört yaşında Kahire’ye gider. Dayısı Ahmet Hüseyin Osman’ın yanında ikamet eder. Onun vasıtasıyla Vefd Partisi ve Abbas Mahmud Akkad’ı tanır.
Orada, 1922-1925 yılları arasında “Abdülaziz İlk Öğretmenler Okulu”nu, ardından Dar’ül Ulûm’un hazırlığını okur 1925-1929 yıllarında. 1929’da Dar-ül Ülum fakültesine başlar ve 1933’te edebiyat alanında mezun olur.
Yaklaşık altı yıl boyunca eğitim bakanlığına bağlı okullarda öğretmenlik yapar. Bu arada Helvan’da “Haydar Caddesi 42 no’lu evi kiralar. Sonradan satın alır ve erkek ve kız kardeşleriyle birlikte hayatının sonuna kadar bu evde kalır.
Ardından Eğitim Bakanlığına geçer ve orada değişik görevlerde çalışır. Bakanlık, sözüm ona eğitim-öğretim programlarına vakıf olması için 03.11.1948’de gemiyle O’nu ABD’ye gönderir. İki yıl orada kalır, 20.08.1950’de Mısır’a döner.
Bakanlıktaki önemli yetkililerle anlaşamadığından devrimden birkaç ay sonra, yaklaşık 19 yıllık hizmetin ardından istifasını sunar ve ayrılır. Tarih: 18.10.1952
Gençliğinde Vefd Partisine katılır ve 1942 yılına kadar orada partinin yayın organlarında pek çok makale ve araştırmalara imza atar.
Daha sonraki 10 yıl boyunca herhangi bir parti veya cemaate bağlanmaz. 1953 yılına kadar…
Gençliğinde edebiyata, şiire ve eleştirel edebiyata önem verirdi. Bununla ilgili nice makaleler ve bazı kitaplar yayınlar.
Kırklı yıllar Seyyid için bir dönüm noktasıdır. Öncesinde “Eski Seyyid”i bulurken, sonrasında “Yeni Seyyid’i görürüz. Kırklı yıllardan itibaren Kuran merkezli araştırmalara kendini verir. Hatta bir “Yeni Kuran Kütüphanesi”ni oluşturmayı düşünür. Ardından teorik düşünce bazında İslam’ı değerlendirmeye başlar ve bununla ilgili bazı kitapları kaleme alır. Bu çalışmaları onu daha farklı bir alana; davet çalışmalarına ve mücadeleye taşır. Bununla ilgili çalışmalarını “Fi Zilal”de ele alır.
1952 yılı başlarında Başbakan Nehhas Paşa'nın, İngiltere'nin Mısır'daki varlığının devamını sağlayan 1936 tarihli anlaşmayı iptal etmesi ve savaştan sonra Mısır'ı tahliye edeceğine söz veren İngiltere'nin bu sözü tutmaması sonucunda baş gösteren olaylara alenen destek verir. Devrimin başlarında onlarla çalışmasına rağmen, İslami hedeflerle tezat teşkil ettiğini görünce onlardan ayrılır.
Bu ayrılık, devrimin adamlarının hışmına uğramasını beraberinde getirir. Öyle ki; sözde devrim mahkemeleri onu on beş yıllık hapse mahkûm eder. Göğüs, mide, bağırsak vb. rahatsızlıklarından ötürü bunun büyük bir kısmını cezaevinin hastanesinde geçirir.

Savaş, Seyyid ile Abdünnasır arasında
1963-1966 yılları arasında Irak devlet başkanlığını Abdüsselam Arif’in devreye girmesiyle, sağlık sorunları gerekçe gösterilerek 1964’te serbest bırakılır. Ancak aradan birkaç ay geçmez 09.08.1965’in yazında onlarca İhvan mensubuyla birlikte, Abdünnasır’a suikast ve ‘düzeni devirme’ töhmetiyle içeri alınırlar.

Seyyid Kutup hapiste
Bu dönemde, İhvan’ın genel sekreteri Hasan El-Hüdeybi’nin onayıyla İhvan’ın yeni hareki organizasyonunu denetler ve İhvan’ın düşünce ve eğitim programlarına rehberlik eder.
1965’teki tutuklamada canice işkencelere maruz bırakılır. Asker kökenli mahkeme başkanı Muhammed Fuad Ed-Decwi üç gün süren soruşturma yapar. Yargılama ise 12.04.1966’da başlar. Ed-Decwi, 21.08.1966’da Seyyid Kutup, Muhammed Yusuf Hewwaş ve Abdülfettah İsmail’in idamına hükmeder. İslam âleminde büyük yankı uyandıran bu karar pek çok âlim ve aydının tepkisine yol açmasına ve Abdünnasır’dan bunun önüne geçmesi için aracılık yapmalarına rağmen, Abdünnasır, her türlü aracılığı ret ederek cezayı onaylar ve bir an önce uygulanmasını emreder.

Seyyid Kutub’a idam hükmünü veren hakim Fuad Ed-Decwi
Bu infaz, idam cezasının verilmesinin ardından, -daha önce mahkeme tarihinde görülmemiş bir hızla- bir haftanın ardından savaş suçluları hapishanesinde, 29.08.1966M.- Cemadi-l Ula 1386 H.’da Pazartesi gününün fecri doğmadan infaz gerçekleştirilir ve Seyyid Kutup idam edilerek şehit edilir.

Seyyid Kutub, şehit olmadan kısa bir süre önce
Köyde kaldığı dönemde ve Kahire’deki gençlik yıllarında gönlünü kaptırdığı kızlar olmuştur. Kahire’de nişanlandığı ancak nişanı bozmak zorunda kaldığı maşukuna varamadığından bir hayli elemli yılları geçirmiştir. Bu yüzden uzun ve meşhur şiirler kaleme almıştır. En meşhurları “Eşwak” (dikenler) ve “El-K’es El-Mesmume” (zehirli bardak)’tır. İslami düşünceye eğilim göstermeye başlaması, ardından da fiilen içinde yer alması evliliği düşünmesine pek fırsat vermemiştir. 1954’te tutuklanmasından kısa bir süre önce bir bayanla nişanlanmak için hazırlıklara başlamışken kader buna müsaade etmez ve yıllarını geçireceği hapishaneye mahkûm edilir. 1964’te sağlık gerekçesiyle serbest bırakıldığında 59 yaşlarındaydı. Evliliğe niyetlenir ve salihe bir bayan da bulur. 1965’te nişanını ilan etmek üzereyken zalimler tekrar onu hapse atarlar. Kendisine böylelikle evlenmek hiç nasip olmaz. 1966’da idam edilerek şehit olur ve Rabbinin cennetinde Huri-l Ayn’lerdeki nasibine erer inşallah.
Seyyid Kutub, 59 yıl, 10 ay ve 20 gün yaşadıktan sonra Dar-ül Beka’ya “şehit” olarak irtihal eder. Geriye edebiyat, tenkit ve başta “Fi Zila-il Kuran” olmak üzere İslami düşünce alanında, 29 kitap ile kendi yaşamını, mücadelesini miras olarak bırakır.
Türkçeye çevrilen eserleri ise:
Fi-Zila-il Kuran (tefsir)(10 Cild),
Yoldaki İşaretler,
İslam’da Sosyal Adalet,
Din Budur,
İslam Düşüncesi İlkeleri-Esasları(3 cild),
İstikbal İslam’ındır,
Kadın ve Aile,
İslam ve Emperyaliz
İslam-Kapitalizm Çatışması
N.Kaya: “Eski Seyyid” ve “Yeni Seyyid’ diye hayatını iki döneme ayırdınız. Öncelikle Eski Seyyid’in fikri özellikleri nelerdir?
Seyyid’in birinci dönemi yani “Eski Seyyid” dönemi, kendisinin Batılı değer, fikir, tasavvur ve felsefelerinden beslendiği ve etkilendiği dönemdir. Kahire süreciyle başlar. Köyde öğrendiği İslami değerler ile Kahire’de öğrendiği Batılı değerler arasında derin gel-gitler yaşar. Kutup’un bu yılları pek bilinmez veya araştırma konusu edilmez. Çünkü daha çok “Yeni Seyyid” dönemi öne çıkmakta ve tüm hayatı öyleymiş sanılmaktadır.
Hayatının bu bölümü “Eski Seyyid” diye adlandırılabilecek kısımdır. 1925–1940 yılları arasındaki yıllardan müteşekkildir. Kendisi, köyde dindar bir ailenin çocuğu ve dindar bir birey olarak yetişmesine rağmen, okul için Kahire’ye gelmesinden sonra Batılı kaynaklarla tanışır, hemhal olur. Yani lise döneminden itibaren başlar bu süreç… Üniversite yıllarında artarak devam eder. Üniversitenin son iki yılında (1932–1933) zirveye çıkar. İlk iki yıllık memuriyet hayatında da bu tempoda devam eder. Bu yıllar, üstadın kayıp yıllarıdır.
Bu süreç, 1940’lı yıllara doğru zirveden zevale doğru bir seyir izlemeye başlar. 1940’tan itibaren hayatının ikinci perdesi, “Yeni Seyyid” dönemi sahne alır. Edebiyat merakından ötürü bu yıldan itibaren, edebi araştırmalar dürtüsüyle Kuran’ı incelemeye başlar. Bu dürtüyle yöneldiği Kuran, onu kolları arasına alır, çepeçevre sarar, yakin iman âlemine hicretinde rehberlik eder. (Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar.) (Enam: 125)
1940–1945 yılları arasında artık “Eski Seyyid”in olumsuzlukları minimize olmuş, artık yerine “Yeni Seyyid” tebarüz etmiştir.
Bu yılda, hayatının sonuna kadar bağlanacağı İhvan-ül Müslimin’e fiili olarak katılır.
N.Kaya: Konuya değinmişken kayıp yıllarından da bahsetseniz seviniriz. Bu yıllara ‘kayıp yılları’ demenizin sebepleri nelerdir?
Asıl ve en etkili neden, Batı kültürüne yönelmesi, o kültürün değer ve fikirlerini benimsemesidir.
Öncelikle meşhur Arap edebiyatçı Abbas Mahmut Akkat’tan bir hayli etkilenmiştir. Bu zat, çok ilginç bir kişiliğe sahip… Babası Mahmûd İbrahim el-Akkad Dimyatlı, annesi ise Diyarbakırlı bir Kürt aileye mensup olan bu zat İlkokuldan başka okul okumamıştır. Daha dokuz yaşlarında iken edebiyata ilgi duymuş, ilk eseri Hz. Peygamber için yazdığı kasideler olmuştur. Çocukluğundan itibaren pek çok Batı kaynaklı edebiyat ve felsefe kitabı okumuş ve bu eserlerin tesirinde kalarak bir süre inkâra düşmüşse de, yazdığı dini eserlerinden de anlaşılacağı gibi, kısa bir müddet sonra daha güçlü olarak tekrar imana dönmüştür. O, modern Arap edebiyatının en çok eser veren şair ve yazarlarından biridir. Gazetecilik yapmıştır. Onun gazeteciliği sert bir milliyetçi kalem şeklinde gelişmiş, İngiliz yanlısı Nahas Paşa hükümetini on makalede devireceğini söylemiş ve bunu dokuzuncu makalede başarmıştır. Aynı görüşle Osmanlılar hakkındaki fikrini ‘Türk devletinin bekasını isterim, hâkimiyetini istemem’ şeklinde ifade etmiş ve II. Abdülhamid’i yalnız Meşrutiyet’in ilanında övmüştür. 1942 yılında, Hitler en güçlü döneminde iken yazdığı bir makalede, onun sonuçta mağlup olacağını söyleyerek ileri görüşlü bir yazar olduğunu ispat etmiştir.
Kırk bin ciltlik bir kütüphaneye sahip bulunan Akkad edebi, felsefi, dini ve siyasi konularda yüzden fazla eser kaleme almış, daha ölmeden önce, hayatı, sanatı ve fikirleri üzerinde altmıştan fazla araştırma yapılmıştır.
İşte Seyyid Kutub, Akkad’ın bu muazzam kütüphanesinde telif edilmiş veya tercüme edilmiş Batılı eserlerle tanışır. Yaklaşık kırk yılını bu okumalara veren Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler’de buna değinirken şunu söyler:”… Ömründen kırk yılını bu alanda geçirmekten pişman değildir. Çünkü O, cahiliyeyi hakikatiyle, sapmasıyla, inhirafıyla… tanıdı. Ve ilme-l yakin bildi ki, Müslümanın kabul noktasında bu iki kaynağı (Batılı ve İslami) bir araya getirmesi imkânsızdır.”
Seyyid’in Batılı değerlerden etkilenmesi, yaşam şeklinden ziyade düşünsel şekildedir. Bu yüzden, bu dönemde Batılı eserler ve değerlere büyük önem atfetse de yaşam şekli olarak hayvani güdülerin ön plana çıktığı bir hayat yaşamamıştır. Bu dönemde, içki içtiği, zina yaptığı, uyuşturucu kullandığı vb. ile ilgili bir rivayet varit değildir. Kardeşi Muhammed Kutup bununla ilgili şunu der: “O günün şartlarında yaşayan Mısırlı büyük edebiyatçı ve aydınlar ve özellikle Akkad hem fikri hem de yaşam biçimi olarak Batılı değerlerin etkisindeydi. Ancak Seyyid sadece düşünce bazında bu etkiyi yaşıyordu. Bu yüzden parçalanıyor, acı çekiyor, soruşturuyor ve şikâyet ediyordu.”
Seyyid, bu dönemde çektiği acıların mütercimi hükmündeki kaside ve şiirlerini kaleme alır, “Yolu Kaybeden Şairler”in önderi Ömer Hayyam’a benzer bir durum arz eder. Onun, “Eş-Şati’ül Meçhul” (Bilinmeyen sahil) adlı kaside kitabı o yılların belgesi hükmünde. 1935 Ocak’ında ilk ve son baskısını yapar. Bu kitabı şu ana kadar kayıplardadır. Son dönemlerinde, yakın dostlarına bu kitabının cahiliyet döneminin bir eseri olduğunu, dağıtıldığı her yerdeki bütün nüshalarını toplatmak istediğini ne kadar çok arzuladığını iletmiştir.

N.Kaya: Abbas Mahmut Akkat gibi bir dâhinin etkisinden kurtulmasını sağlayan fikir değişiklikleri ile İslami düşünceyi seçmesinde etkili faktörler nelerdir?
Az önce de ifade etmeye çalıştım; döneminin önemli şair ve edebiyatçılarıyla olan münasebeti ve kendisinin de önemli bir şair ve edebiyatçı olması onu, Kuran üzerinde edebi çalışmalara sevk etmiştir. Bu gaye ile geldiği Kuran, ona daha fazlasını vermiş, kazandırmıştır. O da kuşkusuz sahih bir İslami bakış ve tavizsiz bir İslami yaşamdır. Kuşkusuz, onun Kuran’dan bu derece etkilenmesindeki en önemli unsur –Allah’ın hidayeti nasip etmesinden sonra-, döneminin pek çok aydının aksine köklerinden kopmamış olması, ihtiva ettiği eksikliklere rağmen dini yaşantıdan kopmaması, Batı hayranlığının düşünsel boyutta kalması, yaşantısına pek etki etmemesi olduğu söylenebilir. 1940’ta daha İhvan’la herhangi bir münasebeti olmamışken başlar ondaki bu değişim.
Allah’ın muvaffak etmesi neticesinde gözleri ‘mealimu fi-t tarik (yoldaki işaretler)’e, açılır, ‘fi zilal-il Kuran (Kuran’ın gölgesinde)’ bir hayat sürdürmeye başlar. Kuran’ın Sahabe’de yaptığı değişim-dönüşümün aynısı Seyyid’de de vuku bulur.
Şimdi bu değişimin kilometre taşlarına bakalım mı? Ne dersiniz?
N.Kaya: Böyle bir teklife hayır denilmez, son derece isabetli olur. Buyurun Seyda…
Siyasi geçmişine hızlı bir şekilde öncelikle değinelim: Saad Zağlul tarafından 1919 Devriminden sonra kurulan Vefd Partisinde ortaokul yıllarından itibaren aktif rol alır. Çünkü Kahire’ye yanında kaldığı dayısı Ahmet Hüseyin Osman ve “Eski Seyyid” döneminde idolu olan meşhur Abbas Mahmut Akkad Vefd’liydiler. Şubat 1942 yılına kadar, yani on yedi yıldan fazla bir süre bu partiyle olan bağlantısı aktif bir şekilde devam eder. Bu yılda vatan hainliği şeklinde gelişen bir olay, Seyyid’in partiden ayrılmasını ve aleyhinde çalışmalarını yürütmesini beraberinde getirir. Bu olay üzerine partiden ayrılan bazı aydınların kurduğu Öncü Veftliler partisinde yerini alır. Bu partide de 1945 yılına kadar çalışmalarını sürdürür. Bu yıldan itibaren bütün partilerle olan bağlantılarını koparır ve Mısır’daki parti liderlerine “programlarınızı düzeltin veya zamanı geçmeden önce çekilin” başlıklı keskin ve şiddetli bir makale kaleme alır. Daha sonraki makalelerinde tüm partilere savaş açar.
Artık çalışmalarını kişisel olarak yürütür. O günün gazete ve dergilerinde yazmaya devam eder. Ayrıca “Arap Alemi” ve “Yeni Düşünce” adında iki dergi çıkarmaya başlar. Helvan’daki evi önemli bir siyaset merkezi gibi çalışır.
1953 yılına kadar… Bu yılda İhavn-ül Müslimin’le yolları kesişir ve şahadetine kadar çalışmalarını bu şemsiye altında yürütür.
1951’ de Mısır’ı ziyaret eden Ebü-l Hasan Ali El-Hasani En-Nedevi Seyyid’le de bir araya gelir. Seyyid, ona, hayatının beş merhaleden geçtiğini anlatır. Bunlara yukarıda parçalı da olsa değindik. İslami hayatını ise Yusuf El-Azm üç aşamaya taksim eder:
1- Sanatsal İslamilik: Bu dönem, Seyyid’in edebi araştırmalar için Kuran’a yöneldiği dönemdir. Bu dönem 1939’da başlar. Yazdığı bir makalede Kuran ile ilgili bu yönde çalışmaların yetersiz olduğunu, kendisinin başlattığı bu çalışmanın ise bu yolda bir işaret fişeği hükmünde olduğunu dile getirir. Ancak aradan koca bir altı sene geçmesine rağmen Kuran ve Kuran ilimleriyle ilgili olanlar bu alana el atmazlar. 1945’te Seyyid, harika eseri “Kuran’da Sanatsal Tasvir” adlı eserini okuyucularla buluşturur. Bundan iki yıl sonra 1947’de, Kuran’daki ‘sanatsal tasvirin’ konularından sadece bir konusuyla, Kıyamet’le alakalı olanını konu edinen “Kuran’da Kıyamet Sahneleri” adlı eserini kaleme alır.
Bu dönemde sürdürme düşüncesinde olduğu en önemli projelerinden olan “Yeni Kuran Kütüphanesi”ni şu başlıklarda eser vererek tamamlama düşüncesindedir:
a) Tevrat ve Kuran arasında Kıssa
b) Kuran’da İnsani Örnekler
c) Kuran’da Sanatsal Sunumun Özellikleri
d) Kuran’da Vicdani Mantık
Ancak bunlardan bir tanesini bile yazmaz. Bilakis bu düşüncesinden daha farklı bir düşünceye, fikirsel çalışmalara yönelir ki bu onun İslami hayatının ikinci merhalesi olur.
“Kuran’da Sanatsal Tasvir” adlı eserine çarpıcı bir başlıkla başlar ve der ki;” ‘gerçekten Kuran’ı buldum.’ Devamında; ‘Bu araştırma için çalışmalarımı bitirdiğimde nefsimde Kuran’ın yeniden doğduğunu müşahede ettiğimi gördüm. Daha önce asla tanımadığım bir şekilde onu buldum’ der.
Bu aşama 1939-1947 yılları arasında yaklaşık sekiz yıllık bir süreyi kapsayan bu dönem, Seyyid’in “Kuran’ı bulma, Kuran’ı keşfetme’ dönemi olarak nitelendirilebilir.
2- Genel Fikri İslamilik: Kuran’ın edebi ve sanatsal boyutuyla ilgili yaptığı çalışmalar onu, Kuran’ın sosyal, siyasal, ekonomik vb. yönleriyle tanıştırır. Böylelikle ıslah edici İslami fikir âlemine girer. Bu aşama 1947’de başlar, resmi olarak İhvan’a intisap ettiği 1953 yılına kadar sürer. Bu dönem ise ‘Kuran’ın Seyyid Üzerindeki Tesiri’ olarak nitelendirilebilir. Bu merhalede ABD’ye gider. Ayrıca Mısır’da devrim çalışmalarına katılır, devrim olunca da ilk dönemlerinde destekler. Bu dönemin etkisiyle bazı kitaplar kaleme alır. Onlar:
-İslam’da Sosyal Adalet: Seyyid’in ilk fikri kitabıdır. 1947’de kaleme alır ve 1949’da ABD’deyken ilk baskısı yapılır.
-İslam-Kapitalizm savaşı: ABD dönüşünde kaleme alır ve 1951 yılında basılır.
-Dünya Barışı ve İslam: 1951 sonlarında basılır.
-İslami Çalışmalar: Değişik dergilerde yayınlanmış 36 makaleden oluşan bu eser 1953 yılında bir kitap halinde basılır.
-Fi Zilali-l Kuran: 1952 Ekimi’nde ilk kısmı basılır. 1954 Ocak’ına kadar 16 cüz’ü basılır.
3- Hedefleri Olan Hareki İslamilik: ‘Hareki İslamilik’ten kasıt; İslam’ın, Kuran ve sünnette nasılsa o şekilde kuşatıcı, sahih bir şekilde anlaşılması, bunun özellik ve dinamiklerinin idrak edilmesi, görevinin nazara alınması ve ondaki ‘etkili bir şekilde müspet olgusal hareki’ boyuta eğilmektir. İslam’ın müspet hareki anlayışın ardından düşüncede, tasavvurda, ibadette, yaşam ve muamelatta ona bağlanmak ve yaşamaktır.
Bu hal, üçüncü aşamada en güzel şekilde tahakkuk eder. Bu merhalede orijinal hareki çalışmalar ortaya koyar. Bu merhale, cihat, davet, fikir, eğitim vb. alanlarda hayatının en verimli dönemidir.
Bu merhale 1953’te Seyyid’in İhvan’a intisap etmesiyle başlar ve 29.08.1966’da şehit edilmesine kadar devam eder. Bu merhale hemen herkesin öğrendiği, tanıdığı Seyyid dönemidir. Bu dönem, “Kuran’ı özümseyerek yaşayan Seyyid” dönemi olarak nitelendirilebilir.
Bu dönemde kaleme aldığı başlıca eserleri:
- Gözden geçirilmiş bir şekilde Fi Zilal’in tümü
- Bu Din
- Gelecek Bu Dinindir
- İslam ve Medeniyetin Problemleri
- İslami Tasavvurun Özellikleri
- İslami Tasavvurun Dinamikleri
- Yoldaki İşaretler
Bu dönemde Mısır içinde ve dışında toplantı ve konferanslara katılır, önemli sunumlar yapar.
Bu dönemde, 1954 yılında pek çok İhvan müntesibiyle birlikte hapse atılır, korkunç işkencelere maruz kalır. 1955’te başkanlığını Yüzbaşı Cemal Salim’in yaptığı mahkeme onu on beş yıla mahkûm eder. Bu cezanın yaklaşık on yılını geçirdikten sonra sağlık gerekçelerinden ötürü 1964’te serbest bırakılır.
Bu dönemde önce fikri anlamda, hapisten çıktıktan sonra da fiili olarak İhvan’ın liderliğini yapar. 1965’te tekrar tutuklanana kadar bu görevi yürütür. Bu tutuklamanın ardından mahkeme idamına hükmeder ve idam edilerek şehit edilir.
Amerika’ya –sözüm ona- oradaki eğitim programlarını incelemesi için gönderilirken o gemi yolculuğunda yaşadıkları, ayrıca ABD’de de görüp yaşadıkları, İslami düşüncenin zihninde ve hayatında yakin derecesinde temerküz etmesinde diğer bir önemli faktör olarak çıkıyor önümüze.
Gemide, bir taraftan küçücük bir geminin koca okyanuslarda nasıl da Allah’ın lütuf ve keremiyle menziline yürüdüğü, denizin müzikal sesleri vb, diğer taraftan istihbarat örgütlerinin onu yoldan çıkarmak için gemide ve ABD’deki ikametgâhında yarı çıplak kadınlarla baştan çıkarma gayretleri ve bunun Seyyid tarafından şiddetle ret edilmesi, ABD’de gördüğü toplumsal zafiyet ve içten çürümüşlük ve daha nice husus, onun zaten başlamış olan İslami yönelimleri üzerinde bir hayli etkili olmuş, bir o kadar da Batı’lı değerlerden uzaklaşmıştır. Ayrıca, Seyyid’in daha ABD’deyken İmam Hasan El-Benna’nın 12 Şubat 1949’da bir suikastla şehit edilmesini ABD’lilerin ve İngilizlilerin gösterdiği bayram havasında karşılamaları onun hem İslam’a ve hem de İhvan’a ilgisinin daha bir artmasının bir diğer önemli faktörüdür.
N.Kaya: Yazdığı eserlerde çoğunlukla İslam toplumunun özelliklerinden bahseder. Bahsettiği bu özellikler nelerdir?
Üstat Seyyid Kutup, gerek İslam toplumun ve gerekse cahili toplumun tanımlamalarını ve özelliklerini eserlerinde özellikle vurgular. Soruya bağlı kalmak amacıyla Seyyid’in çerçevesini çizdiği Müslüman toplumun özelliklerinden önce bu dinin temel bazı özelliklerine işaret ediyor. Onlar şöyle sıralanabilir:
1- Yarattıklarının tabiatını, özelliklerini, istek ve ihtiyaçlarını bilen bir İlah’ın yapımıdır bu şeriat. Yani fıtridir.
2- Genel ve külli değerler şeklinde gelmiş olan bu şeriat, zaman ve mekânın değişimine bağlı olarak, aslından kopmayacak şekilde cüzi meselelerde ve uygulamalarda değişime kabil bir özellik arz eder.
3- Bu genel ve külli değerler insani hayatın tüm alanlarına şamildir. Ferdi, cemaatsel, toplumsal, devletsel ve bunların arasındaki etkileşimin tümüne ihata eder.
4- Bu dinin toplumsal değerleri üzerinde yükselen toplumlar ilerici olmuş, hala da ve kıyamete kadar öyle olmaya muktedirdir.
Hususiyetini bu temellerden alan İslam cemaatinin ilk nesline, sahabe nesline değinen Üstad Kutup şu tespitlerde bulunuyor:
Tarih boyunca bu kabilden bir topluluk yeryüzüne gelmemiştir. Fert bazında onlar gibi olanlar olsa bile bu topluluk gibi bir topluluk hala da yeryüzünde vukuu bulmamıştır. Bu seçkin neslin üç önemli kaynağı vardı. Onlar:
a) Kuran ve Kuran olan Peygamber (s.a.s)’in hayatı. Başka bir medeniyetin veya dinin kaynaklarından değil, sadece ama sadece Kuran’dan beslenen, ondan ilham alan bir topluluk. Ömer (r.a.)’ın elinde Tevrat’tan bir sayfa gören Peygamber (s.a.s) kızarak şöyle der: (Vallahi eğer Musa aranızda olsaydı bana tabi olmaması ona helal olmazdı)
b) Kuran’dan alma yöntemi: Uygulama ve yaşamaya yönelik bir yöntem. O neslin Kuran’dan amaçları kültürel birikimlerini arttırmak, araştırmak, haz ve tat almak veya ilmi ve fıkhi birikimlerini arttırmak için değildi. Bilakis amaçları, Allah’ın kendi şahıslarıyla bir taraftan, diğer taraftan da toplumlarıyla ilgili emirlerini almaya matuftu. Duyar duymaz ve duydukları şekilde onunla amel etmekti. Bu yüzden onu öğrenmede çokluktan ziyade yaşayabildikleri kadar ondan alıyorlardı. İbnu Mesut (r.a.)’ın onar ayet alıp onunla amel ettikten sonra diğer bir on ayete geçmesiyle ilgili hadisi bunun çarpıcı örneklerindendir.
c) Kişi, İslam olduktan sonra cahiliyeye ait ne varsa geride bırakırdı. İslam olduğu lahzadan itibaren yepyeni bir döneme girdiğinin şuurundaydı. Ticaret vb. yollarla cahili toplumla ilişkileri sürse bile, inanç ve bilinç noktasında cahili çevreden nihai bir şekilde kopmuş, İslami çevreyle de nihai bir şekilde birleşmiş olarak hayatını dizayn ederdi.
Binaenaleyh; öyle bir neslin yeniden nevş-u nema edebilmesinin yolu bu yol haritasından geçmektedir.
Üstadın İslami toplumdan kastettiklerinin hülasasında yatan şudur: Gerek fert ve gerekse cemaat düzeyinde olsun sahih akideyi idrak etmek ve bu akideyi de sahih bir şekilde yaşamaktır. Bu cemaat, eşitlik ve sevgi bağları üzerine, insanın insaniyetini, insani özelliklerini ibraz edip güçlendirmek ve yerleştirmek için vardır.
(Devam edecek)
RÖPORTAJ: Necmi KAYA Ufkumuz com
Röportajin II.Bölümü İçin tıklayınız